Sosyal Medyanın Öfke Aynası: Herkes Gerçekten Bu Kadar Kızgın mı?
Sosyal medya akışları toplumun gerçek ruh hâlini olduğu gibi yansıtmayabilir. Öfkeli ve suçlayıcı paylaşımlar daha fazla etkileşim aldığı için daha görünür hâle gelirken, kullanıcılar bu paylaşımlardaki öfkeyi olduğundan yoğun algılayabiliyor. Bu da karşı grupların daha düşmanca ve toplumun daha kutuplaşmış görünmesine yol açabiliyor. Ancak bu, internetteki öfkenin sahte olduğu anlamına gelmez; asıl sorun, en sert seslerin çoğunluğu temsil ediyormuş gibi algılanmasıdır.
Gece uyumadan önce sosyal medyaya baktığınızı düşünün. Bir siyasetçi sert bir açıklama yapmış, binlerce kişi birbirini suçluyor, bir video üzerinden yeni bir tartışma başlamış. Birkaç dakika sonra telefonunuzu kapatırken aklınızda şu düşünce kalıyor:
“İnsanlar neden bu kadar öfkeli?”
Bu his oladukça tanıdık. Sosyal medya akışları çoğu zaman toplumun sürekli kavga ettiği, karşıt grupların birbirinden nefret ettiği ve herkesin her an bir tartışmaya hazır olduğu izlenimini yaratabiliyor. Fakat burada önemli bir soru var: Gördüğümüz şey gerçekten toplumun genel ruh hâli mi, yoksa en dikkat çekici ve en sert seslerin büyütülmüş bir görüntüsü mü? Son yıllarda yapılan sosyal psikoloji araştırmaları ikinci ihtimalin göz ardı edilmemesi gerektiğini gösteriyor. Öfkeli paylaşımlar daha fazla dikkat ve etkileşim alabildiği için akışlarımızda orantısız biçimde görünür hâle gelebiliyor. Üstelik bu paylaşımları okurken, onları yazan kişilerin gerçekte hissettiğinden daha yoğun bir öfke yaşadığını düşünebiliyoruz. Yani sosyal medya yalnızca öfkeyi göstermiyor olabilir. Öfkenin ne kadar yaygın olduğu konusunda bizi yanıltıyor da olabilir.
Sosyal Medyadaki Öfke Neden Farklı Görünüyor?
Burada sözünü ettiğimiz şey yalnızca günlük sinirlilik değildir. Araştırmacılar özellikle ahlaki öfke üzerinde duruyor.
Ahlaki öfke, bir kişinin haksız, zararlı veya kabul edilemez bulduğu bir davranış karşısında yaşadığı tepkiyi ifade eder. Ayrımcılık, yolsuzluk, şiddet, haksızlık veya toplumsal kuralların çiğnenmesi bu duyguyu ortaya çıkarabilir. Bu tür öfke her zaman kötü değildir. Haksızlıklara dikkat çekebilir, insanların ortak bir sorun karşısında harekete geçmesini sağlayabilir ve toplumsal değişime katkıda bulunabilir. Ancak sosyal medya, öfkenin ifade edilme ve yayılma biçimini değiştirebilir. Çünkü çevrim içi ortamlarda her paylaşım aynı ölçüde görünür olmaz. Dikkat çeken, güçlü duygular uyandıran ve insanları tepki vermeye yönelten içerikler daha fazla beğeni, yorum ve paylaşım alabilir. Böylece sakin, ölçülü veya kararsız görüşler geri planda kalırken en sert ifadeler öne çıkabilir. Bu durumu bir aynaya benzetebiliriz. Sosyal medya toplumu tamamen uydurmaz; gerçek tartışmaları ve gerçek öfkeyi gösterir. Fakat aynanın bazı bölümleri görüntüyü büyütüyorsa, gördüğümüz şey gerçek olsa bile oranları gerçeği yansıtmayabilir.
Robertson ve arkadaşları bu durumu bir eğlence evi aynasına benzetiyor: Görüntü gerçektir, ancak bazı bölümler büyütülmüş, bazıları ise küçültülmüştür (Robertson ve ark., 2024).
Öfke Nasıl Büyüyor?
Sosyal medyadaki öfkenin neden bu kadar görünür olduğunu anlamak için birkaç farklı süreci birlikte düşünmek gerekiyor.
Öfkeli paylaşımlar sosyal ödül alabiliyor
Brady ve arkadaşlarının 2021 yılında yayımladığı araştırma, kullanıcıların çevrimiçi öfke ifadelerini nasıl öğrendiğini inceledi. Araştırmada 7.331 Twitter kullanıcısına ait yaklaşık 12,7 milyon paylaşım analiz edildi. Ayrıca 240 katılımcıyla kontrollü deneyler yapıldı. Araştırmanın temel bulgusu şuydu: Bir kullanıcının öfke içeren paylaşımları daha fazla beğeni ve paylaşım aldığında, o kullanıcı ilerleyen dönemde benzer biçimde öfke ifade etmeye daha yatkın oluyordu. Bu, insanların mutlaka bilinçli biçimde “Öfkeli yazarsam daha fazla etkileşim alırım” diye düşündüğü anlamına gelmiyor. Bu durum kişilerde bir davranış ilgi gördüğünde, o davranışın tekrarlanma ihtimali artarır düşüncesini doğuruyor. Örneğin sakin bir paylaşımınız çok az tepki alırken sert ve suçlayıcı bir paylaşımınız yüzlerce kişiye ulaşıyorsa, zamanla hangi iletişim biçiminin daha etkili olduğunu öğrenebilirsiniz. Sosyal medya bu şekilde öfkeyi yalnızca yansıtan değil, belirli ifade biçimlerini ödüllendiren bir ortam hâline gelebilir (Brady ve ark., 2021).
İnsanlar içinde bulundukları grubun diline uyuyor
Sosyal ödüller yalnızca beğeni ve paylaşım sayılarından oluşmuyor. Kullanıcılar çevrim içi gruplarında hangi dilin normal kabul edildiğini de gözlemliyor. Bir toplulukta sert, küçümseyici ve öfkeli ifadeler yaygınsa, yeni kullanıcılar zamanla bu iletişim biçimini grubun doğal dili olarak görmeye başlayabilir. Bu noktada kişi yalnızca ne düşüneceğini değil, düşündüğünü nasıl ifade edeceğini de çevresinden öğrenir. Örneğin bir siyasi grupta karşı görüştekilerden sürekli küçümseyici ifadelerle söz ediliyorsa, kullanıcı kendisi aynı yoğunlukta bir öfke hissetmese bile gruba uyum sağlamak için benzer bir dil kullanabilir. Bu nedenle çevrim içi öfke her zaman kişinin iç dünyasının doğrudan yansıması değildir. Bazen grup üyeliğini, sadakati veya grup içinden biri gibi olmayı gösteren bir iletişim davranışı hâline gelebilir.
Paylaşımı yazan kişiyi olduğundan daha öfkeli sanabiliyoruz
Brady ve arkadaşlarının 2023 tarihli araştırması daha farklı bir noktaya odaklandı. Araştırmacılar, bir paylaşımı yazan kişinin hissettiği öfke ile paylaşımı okuyanların tahmini arasında fark olup olmadığını inceledi. Sonuçlara göre gözlemciler, paylaşımı yazan kişilerin gerçekte bildirdiğinden daha fazla öfke hissettiğini düşünüyordu. Bu tahmin hatasının önemli bir nedeni, çevrim içi iletişimde birçok bilginin eksik olması olabilir. Karşımızdaki kişinin yüz ifadesini, ses tonunu, konuşmanın devamını veya mesajı yazdığı sıradaki koşulları bilmiyoruz. Yalnızca seçilmiş birkaç cümle üzerinden kişinin duygusal durumu hakkında geniş bir sonuca varıyoruz. Üstelik sert bir paylaşım, kişinin sürekli öfkeli olduğu anlamına gelmeyebilir. İnsanlar bir anlık tepkiyle yazabilir, içinde bulundukları grubun dilini kullanabilir veya dikkat çekmek amacıyla daha güçlü ifadeler seçebilir. Fakat okuyucu bu ayrıntıları görmediği için paylaşımı kişinin genel ruh hâli gibi yorumlayabilir.
Birkaç kişinin öfkesi bütün gruba mal edilebiliyor
Asıl sorun, tek bir kişinin öfkesini yanlış değerlendirmekle sınırlı kalmıyor. İnsanlar birkaç öfkeli paylaşım gördüklerinde, bütün grubun aynı şekilde düşündüğü sonucuna ulaşabiliyor.
Böylece şu döngü ortaya çıkabiliyor:
Öfkeli paylaşımlar daha fazla etkileşim alıyor.
Daha fazla etkileşim alan paylaşımlar daha görünür oluyor.
Kullanıcılar bu paylaşımlardaki öfkeyi olduğundan yoğun algılıyor.
Birkaç kişinin öfkesi bütün gruba genelleniyor.
Karşı grubun daha düşmanca olduğu düşünülüyor.
İnsanlar kendilerini savunmak için daha sert bir dil kullanmaya başlıyor.
Başlangıçta bir algı hatası olan durum, zamanla gerçek iletişimi de sertleştirebilir. Brady ve arkadaşlarının 2023 tarihli çalışması, çevrim içi öfkenin fazla algılanmasının karşıt gruplar arasındaki düşmanlığın da olduğundan büyük görülmesine yol açabildiğini gösteriyor.
Karşı gruba saldırmak daha fazla etkileşim getirebiliyor
Sosyal medyada yalnızca güçlü duygular değil, özellikle karşı gruba yönelik olumsuz ifadeler dikkat çekebiliyor. Rathje ve arkadaşlarının siyasi paylaşımlar üzerinde yaptığı araştırmada, karşı gruba yönelik düşmanca ifadelerin kişinin kendi grubunu öven içeriklerden daha fazla etkileşimle ilişkili olduğu bulundu (Rathje ve ark., 2021). Bu durum çevrim içi iletişim için önemli bir soruna işaret ediyor: İnsanları ortak bir hedef etrafında birleştiren içeriklerden çok, ortak bir düşmana karşı birleştiren içerikler daha görünür olabilir. Benzer şekilde ahlaki ve duygusal kelimeler içeren siyasi mesajların sosyal ağlarda daha hızlı yayıldığı, ancak bu yayılımın çoğunlukla aynı siyasi çevrenin içinde gerçekleştiği görülmüştür (Brady ve ark., 2017). Yani öfkeli içerik herkesi ikna etmeyebilir. Fakat aynı görüşteki insanları daha fazla harekete geçirebilir ve grubun içindeki öfke dilini güçlendirebilir.
Bu Neden Önemli?
Toplumu olduğundan daha düşmanca görebiliriz
Bir kişi sürekli öfkeli paylaşımlarla karşılaştığında, toplumdaki çatışmanın gerçek düzeyini abartabilir. Karşı görüşteki insanların yalnızca farklı düşünmediğini, kendisine ve kendi grubuna karşı düşmanca davrandığını düşünebilir. Bu algı, kişinin kendi davranışını da değiştirebilir. İnsanlar tehdit altında olduklarına inandıklarında daha savunmacı, daha sert ve uzlaşmaya daha kapalı davranabilir. Böylece yanlış bir düşmanlık algısı, gerçek düşmanlığı artıran bir sürece dönüşebilir.
Sessiz ve ölçülü çoğunluk görünmez kalabilir
Sosyal medyada herkes aynı sıklıkta paylaşım yapmaz. Sert görüşlere sahip, tartışmalara sık katılan veya duygularını güçlü biçimde ifade eden kişiler daha görünür olabilir. Buna karşılık daha ölçülü düşünen, kararsız olan veya düşüncelerini paylaşmak istemeyen kullanıcılar akışta daha az yer alır. Sonuçta en çok konuşanların, en fazla kişiyi temsil ettiği izlenimi oluşabilir. Oysa yüksek görünürlük, toplumdaki yaygınlığın kanıtı değildir. Binlerce beğeni alan bir paylaşım güçlü bir tepki yaratmış olabilir; fakat bu, toplumun çoğunluğunun aynı düşünceyi paylaştığını göstermez.
Kendi iletişim dilimiz de değişebilir
Çevrim içi ortamda sürekli sert bir dil görmek, bu dili normalleştirebilir. İnsanlar normalde yüz yüze bir konuşmada kullanmayacakları ifadeleri çevrimiçi ortamda daha rahat kullanmaya başlayabilir. Çünkü içinde bulundukları grupta bu dilin kabul edildiğini, hatta ödüllendirildiğini görürler. Böylece sosyal medya yalnızca düşüncelerimizi duyurduğumuz bir alan olmaktan çıkar; hangi tür ifadelerin normal olduğuna ilişkin kuralları öğrendiğimiz bir ortama dönüşür.
Demokratik tartışma zorlaşabilir
Karşı görüşteki insanları yalnızca yanlış düşünen kişiler olarak değil, kötü niyetli ve tehlikeli bir grup olarak görmek uzlaşmayı zorlaştırır. Bu durumda insanlar karşı tarafın söylediklerini değerlendirmek yerine, söylenen her şeyi grubun düşmanlığının kanıtı olarak yorumlayabilir. Fikir ayrılığı devam ederken karşılıklı güven azalır. Oysa demokratik tartışmanın sürdürülebilmesi için insanların birbirleriyle aynı fikirde olması gerekmez; karşı tarafın konuşmaya değer ve temel kurallara bağlı bir aktör olarak görülmesi gerekir.
Ruh hâlimiz de etkilenebilir
Sürekli çatışma, suçlama ve öfke içeren bir akış, dünyanın olduğundan daha tehlikeli ve düşmanca görünmesine yol açabilir. Burada dikkatli olmak gerekir: Bu araştırmalar sosyal medyanın tek başına depresyon, kaygı veya başka bir ruhsal soruna neden olduğunu kanıtlamaz. Ancak bir kişinin her gün toplumun parçalandığını, herkesin birbirinden nefret ettiğini ve sürekli yeni bir kriz yaşandığını düşünmesi, gündelik duygu durumunu ve güven hissini etkileyebilir.
Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
Bu araştırmalardan “Sosyal medyadaki bütün öfke sahtedir” sonucunu çıkarmak doğru olmaz. İnsanlar çevrim içi ortamlarda gerçekten öfkelenebilir. Haksızlıklar, ayrımcılık, siyasal çatışmalar ve toplumsal sorunlar gerçek tepkiler doğurur. Ahlaki öfke bazı durumlarda önemli sorunların görünür olmasını ve insanların harekete geçmesini sağlayabilir. Asıl mesele, gördüğümüz öfkenin gerçek olup olmamasından çok, onun ne kadar yaygın olduğunu nasıl değerlendirdiğimizdir. Araştırmaların başka sınırlılıkları da bulunuyor.
Çalışmaların önemli bölümü Twitter/X üzerinden yapıldı
Twitter kısa, metin ağırlıklı ve siyasi tartışmaların yoğun olduğu bir platformdur. Instagram, TikTok, Facebook veya kapalı mesajlaşma gruplarında aynı süreçler farklı biçimlerde işleyebilir. Bu nedenle bir platformdaki bulgular bütün sosyal medya ortamlarına doğrudan uygulanmamalıdır.
Amerikan siyasal bağlamı ağırlıktadır
Araştırmaların önemli bir bölümü ABD’deki iki partili siyasal yapı üzerinde yürütülmüştür. Türkiye’deki siyasal kimlikler, toplumsal ilişkiler ve medya kullanımı aynı yapıya sahip değildir. Temel psikolojik mekanizmalar benzer olabilir; fakat sonuçların büyüklüğü ve ortaya çıkış biçimi kültüre göre değişebilir.
Çevrim içi öfke, çevrim dışı saldırganlık değildir
Bir kişinin sert bir paylaşım yapması, gerçek hayatta saldırgan davranacağı anlamına gelmez. Çevrim içi ifade ile çevrim dışı davranış arasında doğrudan ve basit bir ilişki kurulmamalıdır.
Yüksek etkileşim, yüksek destek anlamına gelmez
Bir paylaşım binlerce yorum alabilir; ancak bu yorumların büyük bölümü itiraz, eleştiri veya alay içerebilir. İnsanlar kızdıkları içeriklerle de etkileşime girebilir. Bu nedenle beğeni, yorum ve paylaşım sayıları toplumdaki gerçek desteğin kesin göstergeleri değildir.
Algoritmalar tek başına açıklama değildir
Algoritmalaın insanları öfkelendirmesi gibi salt bir fikir fazla kesin olur. Etkileşimi öne çıkaran sıralama sistemleri, dikkat çeken öfkeli içerikleri daha görünür hâle getirebilir. Ancak gördüğümüz akış yalnızca algoritmalar tarafından belirlenmez. Kimi takip ettiğimiz, hangi içeriklere tıkladığımız, hangi gruplara ait olduğumuz, gündemdeki olaylar ve kullanıcıların paylaşım tercihleri de önemlidir. Bu nedenle öfkenin görünürlüğü; kullanıcı seçimleri, grup normları, sosyal ödüller ve sıralama sistemlerinin birlikte oluşturduğu bir sonuçtur.
En Görünür Ses, En Yaygın Görüş Olmayabilir
Sosyal medya bize toplumun doğrudan ve tarafsız bir görüntüsünü sunmuyor. Daha çok ilgi çeken, daha çok tepki uyandıran ve daha fazla paylaşılan içeriklerden oluşan seçilmiş bir akış gösteriyor. Bu akışta gerçekten öfkeli insanlar var. Gerçek fikir ayrılıkları, gerçek haksızlıklar ve gerçek toplumsal çatışmalar da var. Ancak en sert seslerin daha görünür olması, herkesin aynı ölçüde öfkeli olduğu anlamına gelmiyor. Birkaç güçlü paylaşımı bütün bir grubun ruh hâli gibi değerlendirdiğimizde, karşı tarafı olduğundan daha düşmanca görebiliriz. Bu algı da kendi iletişimimizi sertleştirerek başlangıçtaki görüntüyü gerçeğe dönüştürebilir. Bu yüzden sosyal medyada gördüğümüz bir öfkenin yalnızca içeriğine değil, görünürlük koşullarına da bakmak gerekir: Bu görüş ne kadar yaygın, kimler tarafından paylaşılıyor ve neden karşıma bu kadar sık çıkıyor? Sosyal medya toplumun aynası olabilir; fakat aynada en büyük görünen şey, her zaman toplumda en fazla yer kaplayan şey değildir.
Kaynakça
Brady, W. J., Wills, J. A., Jost, J. T., Tucker, J. A. ve Van Bavel, J. J. (2017). Emotion shapes the diffusion of moralized content in social networks. Proceedings of the National Academy of Sciences, 114(28), 7313–7318. https://doi.org/10.1073/pnas.1618923114
Brady, W. J., McLoughlin, K. L., Doan, T. Na. ve Crockett, M. J. (2021). How social learning amplifies moral outrage expression in online social networks. Science Advances, 7(33), eabe5641. https://doi.org/10.1126/sciadv.abe5641
Brady, W. J., McLoughlin, K. L., Torres, M. P., Luo, K. F., Gendron, M. ve Crockett, M. J. (2023). Overperception of moral outrage in online social networks inflates beliefs about intergroup hostility. Nature Human Behaviour, 7, 917–927. https://doi.org/10.1038/s41562-023-01582-0
Brady, W. J., Jackson, J. C., Lindström, B. ve Crockett, M. J. (2023). Algorithm-mediated social learning in online social networks. Trends in Cognitive Sciences, 27(10), 947–960. Dergi bağlantısı
Kim, J. W., Guess, A., Nyhan, B. ve Reifler, J. (2021). The distorting prism of social media: How self-selection and exposure to incivility fuel online comment toxicity. Journal of Communication, 71(6), 922–946. Dergi bağlantısı
Rathje, S., Van Bavel, J. J. ve van der Linden, S. (2021). Out-group animosity drives engagement on social media. Proceedings of the National Academy of Sciences, 118(26), e2024292118. https://doi.org/10.1073/pnas.2024292118
Robertson, C. E., del Rosario, K. S. ve Van Bavel, J. J. (2024). Inside the funhouse mirror factory: How social media distorts perceptions of norms. Current Opinion in Psychology, 60, 101918. Dergi bağlantısı
Van Bavel, J. J., Robertson, C. E., del Rosario, K. ve Brady, W. J. (2024). Social media and morality. Annual Review of Psychology. https://doi.org/10.1146/annurev-psych-022123-110258
Taha Batuhan Coşkun
Psikoloji Lisans Öğrencisi
Taha Batuhan Coşkun, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde dördüncü sınıf öğrencisi. Psikolojiye olan ilgisi, insan zihninin günlük hayattaki sıradan ama aslında oldukça karmaşık işleyişini merak etmesiyle başladı — neden bazı şeyleri unuttuğumuz, dikkatimizin nasıl yönlendiği, belleğin aslında ne kadar "güvenilmez" olabileceği gibi sorular onu bu alana çekti.


