Karşı Taraf Gerçekten Bu Kadar Düşman mı?
Siyasi kutuplaşma gerçek olsa da araştırmalar, insanların karşı siyasi grubun kendilerinden ne kadar nefret ettiğini ve ne kadar aşırı olduğunu abartabildiğini gösteriyor. Bu yanlış tahminler, karşı tarafı daha tehditkâr görmemize ve kendi sert tutumlarımızı daha kolay haklı çıkarmamıza yol açabilir. Ancak kutuplaşmanın tek nedeni yanlış algılar değildir. Gerçek görüş ayrılıkları, siyasi kimlikler ve toplumsal koşullar da bu sürecin önemli parçalarıdır.
Siyaset konuşulan bir ortamda karşıt görüşten biriyle karşılaştığınızı düşünün. Henüz konuşma başlamadan onun sizin gibi insanlara nasıl baktığına dair bir fikriniz olabilir: “Bizi küçümsüyorlar”, “Bizden nefret ediyorlar” ya da “Fırsat bulsalar bizim haklarımızı önemsemezler.”
Peki bu tahminler ne kadar doğru?
Siyasi kutuplaşma gerçek. İnsanlar önemli konularda ciddi biçimde anlaşamıyor, karşı partilere güvenmeyebiliyor ve birbirlerine karşı olumsuz duygular besleyebiliyor. Ancak sosyal psikoloji araştırmaları, gerçek anlaşmazlığın üzerine bir de tahmin hatasının eklenebildiğini gösteriyor. İnsanlar karşı siyasi grubun kendilerinden ne kadar nefret ettiğini, onları ne kadar küçümsediğini ve bazı durumlarda ne kadar aşırı görüşlere sahip olduğunu olduğundan fazla tahmin edebiliyor. Bu durumda sorun yalnızca karşı taraf hakkında ne düşündüğümüz değil. Onların bizim hakkımızda ne düşündüğünü sandığımız da kutuplaşmayı büyütebiliyor.
Konu ne? Meta-algı neden önemli?
Psikolojide bu durumu anlatmak için kullanılan kavramlardan biri meta-algı. Basitçe söylemek gerekirse meta-algı, başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğüne ilişkin tahminimizdir. “Ben karşı partideki insanları sevmiyorum” demek bir tutumdur. “Karşı partideki insanların benim gibi insanlardan nefret ettiğini düşünüyorum” demek ise bir meta-algıdır. Aradaki fark küçük görünebilir ama sonuçları önemli olabilir. Çünkü bir grubun bize karşı düşmanca olduğuna inanırsak, kendi sert davranışlarımızı daha kolay haklı görebiliriz. Karşı tarafın belirsiz bir sözünü saldırı olarak yorumlayabilir, uzlaşmaya daha az açık olabilir veya “Önce onlar başladı” düşüncesiyle hareket edebiliriz. Böylece tahmin ettiğimiz düşmanlık, gerçek ilişkileri de etkilemeye başlayabilir.
Araştırmalar ne buldu?
Moore-Berg ve arkadaşlarının 2020 yılında ABD'deki Demokrat ve Cumhuriyetçi seçmenlerle yaptığı araştırma bu konuda dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Çalışmada insanlar karşı siyasi gruba gerçekten olumsuz duygular besliyordu. Yani ortada tamamen hayali bir çatışma yoktu. Fakat katılımcılar, karşı tarafın kendilerine yönelik önyargısını ve insanlıktan uzaklaştırıcı tutumlarını gerçekte bildirilen düzeyin yaklaşık iki katı kadar tahmin ediyordu. Başka bir ifadeyle, iki grup da karşı tarafın kendilerinden gerçekte olduğundan daha fazla nefret ettiğini düşünüyordu (Moore-Berg ve ark., 2020).
Bu yanlış tahminler yalnızca bir düşünce olarak kalmayabiliyordu. Karşı tarafın düşmanlığını daha fazla abartan kişiler, siyasi rakipleriyle aralarına daha fazla sosyal mesafe koymak istiyor ve kendi gruplarını korumak adına demokratik normları zorlayan bazı uygulamalara daha fazla destek verebiliyordu. Lees ve Cikara'nın araştırmaları da benzer bir tablo ortaya koydu. İnsanlar rakip grupların kendi gruplarına yönelik olumsuz tutumlarını sistematik biçimde abartabiliyordu. Üstelik bu yanlış tahminler, karşı grubu daha olumsuz değerlendirmeyle ilişkiliydi (Lees ve Cikara, 2020).
Burada bir çeşit çift taraflı büyüteç ortaya çıkıyor.
Bir grup:
“Onlar bizden nefret ediyor, kendimizi korumalıyız.”
diye düşünüyor.
Karşı grup da aynı şeyi söylüyor:
“Asıl onlar bizden nefret ediyor, biz sadece kendimizi savunuyoruz.”
Her iki taraf da diğerinin düşmanlığını büyüttüğünde kendi sertliğini bir saldırı değil, savunma olarak görebiliyor.
Bu da şu döngüyü yaratabilir:
Düşmanlık beklentisi → Daha savunmacı ve sert davranış → Karşı tarafın sertleşmesi → İlk beklentinin doğrulanmış görünmesi
Siyasi şiddet konusunda yapılan çalışmalar da benzer bir soruna işaret ediyor. Mernyk ve arkadaşları, Demokrat ve Cumhuriyetçi seçmenlerin karşı grubun siyasi şiddete verdiği desteği ciddi biçimde abartabildiğini gösterdi. Katılımcılara rakip grubun gerçek tutumları hakkında bilgi verildiğinde ise bazı deneylerde kendi siyasi şiddet desteklerinde azalma görüldü (Mernyk ve ark., 2022). Ancak burada önemli bir sınır var: Bu sonuçlar, siyasi şiddet veya aşırılığın yalnızca bir yanlış anlamadan ibaret olduğunu göstermiyor. Gerçek aşırı görüşler ve gerçek siyasi çatışmalar var. Araştırmaların söylediği şey daha sınırlı: Gerçek tehdidin üzerine, abartılmış bir tehdit algısı da eklenebiliyor.
Bu neden önemli?
Karşı tarafın bize düşmanca davrandığına inanmak, yalnızca onları nasıl gördüğümüzü değil, kendi davranışlarımızı da değiştirebilir. Bir siyasi grubun demokratik kurallara bağlı olmadığına inanıyorsak, kendi grubumuzun kuralları esnetmesini daha kolay kabul edebiliriz. “Onlar zaten adil davranmayacak” düşüncesi, “O zaman bizim de sert davranmamız gerekir” sonucuna dönüşebilir. Benzer şekilde karşı görüşteki insanların bizi küçümsediğini düşünüyorsak, onlarla konuşmak veya ortak bir noktada buluşmak daha zor hâle gelebilir.
Burada sosyal medya da önemli bir rol oynayabilir. En öfkeli ve en sert siyasi paylaşımlar daha görünür olduğunda, karşı grubun ortalama üyesini uç örnekler üzerinden değerlendirmeye başlayabiliriz. Birkaç kişinin sert mesajı, milyonlarca insanın genel tutumuymuş gibi görünebilir. Peki çözüm karşı tarafın gerçek görüşlerini insanlara göstermek mi? Bazı araştırmalar bunun işe yarayabileceğini gösteriyor. İnsanlara rakip grubun düşündüklerinden daha az şiddet yanlısı veya demokratik değerlere düşündüklerinden daha bağlı olduğu anlatıldığında bazı olumsuz tutumlarda azalma görülebiliyor. Fakat tablo burada da basit değil.
Voelkel ve arkadaşlarının 2024 yılında 32 binden fazla katılımcıyla gerçekleştirdiği büyük çalışmada, kutuplaşmayı azaltmak için 25 farklı müdahale karşılaştırıldı. Bazı yöntemler siyasi rakiplere yönelik olumsuz duyguları azaltmayı başardı. Ancak karşı tarafı daha az sevmemek, antidemokratik tutumların otomatik olarak azalması anlamına gelmedi (Voelkel ve ark., 2024). Yani bir kişinin “Karşı taraf düşündüğüm kadar kötü değilmiş” demesi önemli olabilir ama tek başına bütün siyasi davranışlarını değiştirmeyebilir. Kutuplaşmada parti kimliği, medya, siyasi liderlerin dili, ekonomik sorunlar ve gerçek politika anlaşmazlıkları da rol oynuyor.
Dikkat edilmesi gereken nokta: Kutuplaşma hayali değil
Bu araştırmaları okurken yapılabilecek en büyük hata, “Demek ki toplum aslında kutuplaşmış değil” sonucuna varmak olur. Araştırmalar bunu söylemiyor. İnsanlar gerçekten farklı politikaları destekleyebilir. Karşı gruplara karşı gerçek bir güvensizlik olabilir. Bazı insanlar gerçekten antidemokratik uygulamaları veya siyasi şiddeti destekleyebilir.Fakat gerçek kutuplaşmanın yanında, kutuplaşmanın büyüklüğüne ilişkin hatalı tahminler de olabilir. Aramızdaki gerçek mesafe beş adımken, biz onu sekiz adım sanıyor olabiliriz. Ayrıca bu alandaki çalışmaların önemli bir bölümü ABD'de, Demokrat–Cumhuriyetçi ayrımı üzerinden yapıldı. Türkiye'nin siyasi sistemi, tarihsel çatışmaları ve toplumsal kimlikleri farklı. Bu nedenle sonuçları doğrudan Türkiye'ye taşımak doğru olmaz.
Türkiye açısından sorulabilecek soru daha çok şu:
Farklı siyasi gruplar, karşı tarafın kendilerine yönelik düşmanlığını gerçekte olduğundan daha yüksek tahmin ediyor olabilir mi?
Bu sorunun güvenilir yanıtı için Türkiye'ye özgü araştırmalara ihtiyaç var.
Kapanış: Bazen büyüteci indirmek gerekebilir
Siyasi anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak ne mümkün ne de gerekli. İnsanların farklı değerlere, dünya görüşlerine ve politikalara sahip olması demokratik yaşamın doğal bir parçası. Sorun, farklı düşünen herkesi bize düşman bir grubun parçası olarak görmeye başladığımızda ortaya çıkıyor. Araştırmalar, karşı tarafın bize yönelik öfkesini ve düşmanlığını bazen olduğundan büyük tahmin edebildiğimizi gösteriyor. Bu tahminler de kendi davranışlarımızı sertleştirerek başlangıçta korktuğumuz ortamın gerçekten oluşmasına katkıda bulunabiliyor. Karşı tarafı daha doğru anlamak bütün siyasi çatışmaları çözmez. Fakat gerçek bir fikir ayrılığıyla, zihnimizde büyüttüğümüz düşmanlık arasındaki farkı görebilmek önemli bir başlangıç olabilir. Çünkü siyasi çatışmayı büyüten şey yalnızca karşı tarafın ne düşündüğü değil; bazen onların bizim hakkımızda ne düşündüğünü sandığımızdır.
Kaynakça
Lees, J. ve Cikara, M. (2020). Inaccurate group meta-perceptions drive negative out-group attributions in competitive contexts. Nature Human Behaviour, 4, 279–286. https://doi.org/10.1038/s41562-019-0766-4
Moore-Berg, S. L., Ankori-Karlinsky, L. O., Hameiri, B. ve Bruneau, E. G. (2020). Exaggerated meta-perceptions predict intergroup hostility between American political partisans. Proceedings of the National Academy of Sciences, 117(26), 14864–14872. https://doi.org/10.1073/pnas.2001263117
Mernyk, J. S., Pink, S. L., Druckman, J. N. ve Willer, R. (2022). Correcting inaccurate metaperceptions reduces Americans' support for partisan violence. Proceedings of the National Academy of Sciences, 119. https://doi.org/10.1073/pnas.2116851119
Voelkel, J. G., Stagnaro, M. N., Chu, J. Y., vd. (2024). Megastudy testing 25 treatments to reduce antidemocratic attitudes and partisan animosity. Science, 386(6719), eadh4764. https://doi.org/10.1126/science.adh4764
Pasek, M. H., Ankori-Karlinsky, L. O., Levy-Vene, A., vd. (2022). Misperceptions about out-partisans' democratic values may erode democracy. Scientific Reports. https://doi.org/10.1038/s41598-022-19616-4
Taha Batuhan Coşkun
Psikoloji Lisans Öğrencisi
Taha Batuhan Coşkun, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde dördüncü sınıf öğrencisi. Psikolojiye olan ilgisi, insan zihninin günlük hayattaki sıradan ama aslında oldukça karmaşık işleyişini merak etmesiyle başladı — neden bazı şeyleri unuttuğumuz, dikkatimizin nasıl yönlendiği, belleğin aslında ne kadar "güvenilmez" olabileceği gibi sorular onu bu alana çekti.


