Yazı · Gelişim Psikolojisi · Yayınlandı: 21 Temmuz 2026 · 9 dk okuma

Gençler Geleceklerini Kaybediyormuş Gibi Hissedebilir mi? İklim Kaygısına Gelişim Psikolojisinden Bakmak

İklim kaygısı, gençlerin gerçek bir çevresel tehdide verdiği anlaşılır bir tepki olabilir; ancak yoğunlaştığında uyku, dikkat ve gelecek planlarını zorlaştırabilir. Araştırmalar birçok gencin iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu gösteriyor, fakat bu kaygı tek başına psikolojik bozukluk değildir. Belirleyici olan, kaygının günlük yaşamı ne ölçüde etkilediği ve gencin yanında ne kadar destek, kontrol duygusu ve gerçekçi umut bulunduğudur.

Bir genç geleceğini düşünürken yalnızca hangi mesleği seçeceğini, nerede yaşayacağını ya da nasıl bir hayat kuracağını hayal etmez. Aynı zamanda o geleceğin nasıl bir dünyada geçeceğini de düşünür. Artan sıcaklıklar, orman yangınları, kuraklık, sel haberleri ve iklim değişikliğiyle ilgili belirsizlikler bu hayalin içine girdiğinde gelecek, merak uyandıran bir alan olmaktan çıkıp kaygı veren bir yere dönüşebilir. Bu kaygı bazen yetişkinler tarafından fazla hassasiyet, karamsarlık ya da sosyal medyadan etkilenme şeklinde yorumlanıyor. Oysa gençlerin endişelendiği konu hayali değil. İklim değişikliği gerçek ve uzun vadeli sonuçları onların yaşamlarını doğrudan ilgilendiriyor. Bu nedenle iklim kaygısını konuşurken iki hatadan kaçınmak gerekiyor. Birincisi, gençlerin duygularını küçümsemek. İkincisi ise her yoğun endişeyi psikolojik bozukluk gibi görmek. Asıl soru gençlerin neden kaygılandığı değil. Bu kaygının ne zaman anlaşılır ve hatta harekete geçirici bir tepki olarak kaldığı, ne zaman günlük yaşamı zorlaştıran bir yüke dönüştüğüdür.

İklim kaygısı bir hastalık adı değil

İklim kaygısı, iklim değişikliğinin bugünkü ve gelecekteki sonuçları hakkında yaşanan korku, endişe, üzüntü, öfke ve çaresizlik gibi duyguları anlatmak için kullanılan geniş bir kavramdır. Tek başına klinik bir tanı değildir. Clayton ve Karazsia'nın geliştirdiği iklim değişikliği kaygısı ölçümü, bu deneyimin yalnızca endişe düzeyinden ibaret olmadığını göstermeye çalıştı. Ölçekte iklim düşüncelerinin zihni ne kadar meşgul ettiği ve günlük yaşamı ne ölçüde zorlaştırdığı ayrı boyutlar olarak ele alındı (Clayton ve Karazsia, 2020).

Bu ayrım önemli. İklim değişikliği hakkında sık sık düşünmek ile bu düşünceler nedeniyle uyuyamamak, derslere odaklanamamak veya gelecek planı yapmaktan vazgeçmek aynı şey değil. Bir genç iklim krizi konusunda üzgün olabilir ama arkadaşlıklarını, okul yaşamını ve günlük sorumluluklarını sürdürebilir. Başka bir genç aynı endişeyi çevre konusunda bilgi edinmeye ve toplumsal çalışmalara katılmaya dönüştürebilir. Bir başkasında ise kaygı giderek yoğunlaşarak çaresizlik, kaçınma ve umutsuzlukla birleşebilir. Bu nedenle iklim kaygısının varlığından çok, gencin bu duyguyla nasıl yaşadığına bakmak gerekir.

Dünyanın farklı yerlerindeki gençler ne söylüyor?

İklim kaygısıyla ilgili en çok konuşulan araştırmalardan biri 2021 yılında yayımlandı. Hickman ve arkadaşları, on ülkeden 16–25 yaş arasındaki 10 bin gençle çalıştı. Katılımcıların yüzde 59'u iklim değişikliği konusunda çok veya aşırı derecede endişeli olduğunu, yüzde 45'ten fazlası ise iklimle ilgili duyguların günlük yaşamını olumsuz etkilediğini bildirdi. Gençlerin yüzde 75'i geleceği korkutucu bulduğunu söyledi (Hickman ve ark., 2021). Bu sonuçlar oldukça çarpıcı. Fakat çalışmanın gençlere psikiyatrik tanı koymadığını unutmamak gerekiyor. Araştırma, kişilerin kendi bildirimlerine dayanan geniş bir anket çalışmasıydı. Bu yüzden oranları psikolojik bozukluk yaygınlığı olarak okumak doğru olmaz. Çalışmanın gelişim psikolojisi açısından daha dikkat çekici taraflarından biri, gençlerin yalnızca iklim değişikliğinin kendisinden kaygılanmamasıydı. Yetişkinlerin ve hükümetlerin yeterince hızlı davranmadığına inanan gençlerde iklimle ilgili sıkıntı daha yüksekti (Hickman ve ark., 2021). Bu, iklim kaygısının yalnızca doğaya ilişkin bir korku olmadığını düşündürüyor. Aynı zamanda yetişkinlere, kurumlara ve geleceği koruma sorumluluğunu taşıyan yapılara duyulan güvenle de ilgili olabilir.

Ergenlikte gelecek neden bu kadar önemli?

Ergenlik, kişinin kim olduğunu ve nasıl bir yaşam kurmak istediğini düşünmeye başladığı bir dönemdir. Eğitim, meslek, ilişkiler, yaşam tarzı ve değerler hakkında daha ciddi kararlar gündeme gelir. İklim değişikliği de tam bu sırada geleceğe ilişkin belirsizliği büyütebilir. Gençler yalnızca sıcaklık artışlarından veya doğal afetlerden kaygılanmıyor olabilir. Nasıl bir şehirde yaşayacaklarını, güvenli bir hayat kurup kuramayacaklarını, çocuk sahibi olmak isteyip istemediklerini ve bugünkü planlarının gelecekte anlam taşıyıp taşımayacağını da düşünebilirler. Bu nedenle iklim kaygısı, yetişkinlerde görülen genel çevre endişesinden bazı yönleriyle farklılaşabilir. Gençler henüz geleceğin büyük bölümünü yaşamamışken, o geleceğin tehdit altında olduğunu düşünebilir.

Gelişim psikolojisi açısından mesele yalnızca korku değil; kimlik, umut, gelecek tasarımı ve yetişkinlere duyulan güvenle de ilgilidir. İklim değişikliğinin genç gelişimi üzerindeki etkilerini ele alan yeni çalışmalar, konunun yalnızca ruh sağlığı belirtileri üzerinden değerlendirilemeyeceğini vurguluyor (Thomaes, 2026).

Kaygı ne zaman işlevsel kalabilir?

Kaygı her zaman zararlı bir duygu değildir. Gerçek bir tehlikeye dikkat etmemizi, bilgi aramamızı ve hazırlık yapmamızı sağlayabilir. İklim değişikliği söz konusu olduğunda da belirli düzeyde endişe çevresel sorunları ciddiye alma ve eyleme geçme isteğiyle birlikte görülebilir. Ancak kaygının harekete geçirici olabilmesi için kişinin kendisini tamamen çaresiz hissetmemesi gerekir. Bir genç iklim değişikliğinin ciddi olduğunu düşünüyor ama bireysel ve toplumsal düzeyde yapılabilecek şeyler bulunduğuna inanıyorsa, kaygısını anlamlı bir yöne çevirebilir. Buna karşılık sorunun çok büyük, değiştirilemez ve yetişkinler tarafından terk edilmiş olduğunu düşünüyorsa aynı kaygı umutsuzluğa dönüşebilir.

Ojala'nın çocuklar ve gençlerle yaptığı çalışmalar, umudun burada önemli bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Fakat söz konusu olan her şey düzelecek biçiminde temelsiz bir iyimserlik değil. Yapıcı umut, sorunun ciddiyetini kabul ederken insanların birlikte çözüm üretebileceğine inanmayı içeriyor. Bu tür umut çevresel katılımla daha olumlu ilişkiler gösterirken, sorunu inkâr etmeye dayanan rahatlatıcı düşünceler aynı işlevi görmüyor (Ojala, 2012; Ojala, 2015). Bu yüzden gençlere endişelenmemelerini söylemek her zaman yardımcı olmayabilir. Daha işlevsel yaklaşım, duygularını kabul etmek ve kendi yaşlarına uygun etki alanları bulmalarına destek olmaktır.

Eyleme geçmek kaygıyı azaltır mı?

İklim eylemine katılmak bazı gençlerde amaç, topluluk ve kontrol duygusu yaratabilir. Bir soruna karşı tamamen pasif olmadığını hissetmek, çaresizliği azaltabilir. Yine de aktivizmi iklim kaygısının tedavisi gibi sunmak doğru olmaz.

Çevresel çalışmalara katılan gençler sorunun büyüklüğünü daha yakından takip ettikleri için daha fazla kaygı da yaşayabilir. Sürekli sorumluluk hissetmek, yetişkinler tarafından küçümsenmek veya çalışmalarının sonuç vermediğini düşünmek tükenmeye yol açabilir. Yeni derlemeler, iklim eylemi ile kaygı arasında ilişkiler bulunduğunu ancak ilişkinin yönünün hâlâ kesin olmadığını gösteriyor (Rodney-Wolf ve ark., 2026). Bu nedenle eylemin koruyucu olup olmadığı yalnızca eyleme katılmaya bağlı olmayabilir. Gençlerin bu süreçte yalnız bırakılmaması, yetişkinlerden destek görmesi ve bütün sorumluluğun kendi omuzlarına yüklenmediğini hissetmesi de önemlidir.

Bir gence dünyayı sen kurtaracaksın mesajı vermek, ona güç kazandırmaktan çok yeni bir yük ekleyebilir.

Ölçüm sorunu neden önemli?

İklim kaygısı araştırmaları hızla büyüyor ama alan hâlâ oldukça genç. Çalışmaların kullandığı tanımlar ve ölçekler birbirinden farklı olabiliyor. Bazı araştırmalar katılımcılara yalnızca iklim değişikliği hakkında ne kadar endişeli olduklarını soruyor. Bazıları zihinsel meşguliyet, duygusal sıkıntı ve günlük işlev kaybını ayrı ayrı ölçüyor. Bazıları ise iklim kaygısını genel kaygı ve depresyon belirtileriyle birlikte değerlendiriyor. Bu nedenle çalışmalarda bildirilen oranlar arasında büyük farklılıklar bulunabiliyor. Rodney-Wolf ve arkadaşlarının kapsam belirleme derlemesinde gençlerde iklim kaygısı ve endişesi için bildirilen oranlar yüzde 18 ile yüzde 90 arasında değişiyordu. Bu kadar geniş bir aralık, yalnızca gençlerin farklı deneyimlerini değil, araştırmaların aynı kavramı farklı biçimlerde ölçmesini de yansıtıyor (Rodney-Wolf ve ark., 2026).

Furman ve arkadaşlarının sistematik derlemesi de tek soruluk ölçümlerde iklim endişesinin oldukça yaygın göründüğünü, daha ayrıntılı ve doğrulanmış ölçeklerde ise ortalama belirti düzeylerinin daha düşük olabildiğini bildirdi (Furman ve ark., 2026).

Buradan çıkarılabilecek en önemli sonuç şu: İklim hakkında endişelenmek yaygın olabilir, ancak günlük yaşamı ciddi biçimde bozan iklim kaygısı aynı sıklıkta görülmeyebilir.

Kaygı ne zaman destek gerektiren bir yüke dönüşür?

İklim kaygısı için herkes açısından geçerli kesin bir sınır bulunmuyor. Yine de bazı işaretler gencin daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğunu gösterebilir. İklimle ilgili düşünceler sürekli ve kontrol edilemez biçimde zihnini meşgul ediyorsa, uyku ve dikkat belirgin biçimde bozuluyorsa, okuldan veya sosyal yaşamdan uzaklaşmaya başladıysa, gelecek planı yapmayı anlamsız buluyorsa ya da uzun süredir yoğun çaresizlik hissediyorsa konu yalnızca çevresel endişe olarak bırakılmamalıdır. Bununla birlikte bütün belirtileri doğrudan iklim kaygısına bağlamak da doğru olmaz. Genel kaygı, depresyon, travma, aile sorunları ve ekonomik belirsizlikler aynı dönemde bulunabilir.

İklim kaygısı ile genel psikolojik sıkıntı arasında ilişkiler bulunduğunu gösteren sistematik derlemeler var. Ancak çalışmaların çoğu kesitsel olduğu için hangisinin önce geldiğini söylemek zor. Genel olarak kaygılı olan bir genç iklim tehdidini daha yoğun algılayabilir; iklimle ilgili düşünceler de mevcut kaygısını artırabilir (Cosh ve ark., 2024). Bu nedenle değerlendirme yapılırken gencin bütün yaşamına bakmak gerekir.

Her gencin iklim deneyimi aynı değil

İklim değişikliği hakkında haberleri izleyerek kaygılanan bir gençle, yangın, sel, kuraklık veya yerinden edilme yaşamış bir genç aynı psikolojik durumda değildir. Doğrudan afet yaşayan gençlerde gelecek kaygısına travmatik stres, yas, maddi kayıp ve güvenlik duygusunun bozulması eşlik edebilir. Bu deneyimi yalnızca iklim kaygısı başlığı altında toplamak yetersiz kalır.

Mevcut literatürün önemli bir kısmı yüksek gelirli ülkelerde ve iklim afetlerinden doğrudan etkilenmemiş örneklemlerde yürütülüyor. Bu durum, düşük gelirli bölgelerde veya iklim etkilerinin daha ağır yaşandığı topluluklarda bulunan gençlerin deneyimlerinin yeterince temsil edilmemesine yol açıyor (Furman ve ark., 2026). Türkiye açısından da bu ayrım önemli. Orman yangınları, kuraklık, seller ve tarımsal kayıplar farklı bölgelerde farklı deneyimler yaratıyor. İklim kaygısı hakkında konuşurken gençlerin yalnızca aynı haberlere maruz kalan tek bir grup olmadığını unutmamak gerekir.

Gençlerin ihtiyacı yalnızca sakinleştirilmek olmayabilir

Bir genç iklim değişikliği hakkında kaygılandığını söylediğinde yetişkinlerin ilk tepkisi onu rahatlatmak olabilir. Her şeyin düzeleceğini söylemek, konuyu değiştirmek veya fazla düşünmemesini önermek iyi niyetli tepkilerdir. Fakat genç, yetişkinin tehdidi küçümsediğini hissederse bu yaklaşım aradaki güveni zayıflatabilir. Daha yararlı bir başlangıç, neyin onu en çok kaygılandırdığını anlamaya çalışmaktır. Bazı gençler doğal afetlerden korkabilir. Bazıları gelecek planlarının anlamsızlaşmasından endişe edebilir. Bazıları ise yetişkinlerin yeterince harekete geçmediğini düşündüğü için öfke yaşayabilir. Gençlerin kaygısını ciddiye almak, bütün korkularını doğrulamak veya felaket senaryolarını büyütmek anlamına gelmez. Duygularını küçümsemeden güvenilir bilgi sunmak, belirsizliği konuşmak ve yapabilecekleri şeylerle sorumlu olmadıkları şeyleri ayırmalarına yardımcı olmak anlamına gelir.

İklim krizini çözme sorumluluğu çocuklara ve gençlere bırakılamaz. Onların bireysel davranışları anlamlı olabilir, ancak büyük yapısal sorunların yükünü tek başlarına taşımaları beklenemez. İklim kaygısını ne hastalık etiketiyle küçültmek ne de gençlerin kaygılanması normal diyerek görmezden gelmek yeterli. Gerçek bir tehdide duyulan endişe anlaşılırdır. Ancak genç bu endişeyle yalnız kaldığında, gelecek üzerinde hiçbir etkisi olmadığına inandığında ve yetişkinlerin sorumluluk almayacağını düşündüğünde psikolojik yük ağırlaşabilir. Bu yüzden belki de sorulması gereken soru gençlerin kaygısını nasıl ortadan kaldıracağımız değildir. Daha anlamlı soru, bu kaygıyı taşıyabilecekleri güveni, dayanışmayı ve gerçekçi umudu nasıl oluşturacağımızdır.

Kaynakça

Clayton, S. ve Karazsia, B. T. (2020). Development and validation of a measure of climate change anxiety. Journal of Environmental Psychology, 69, 101434. https://doi.org/10.1016/j.jenvp.2020.101434

Cosh, S. M., Ryan, R., Fallander, K., vd. (2024). The relationship between climate change and mental health: A systematic review of the association between eco-anxiety, psychological distress, and symptoms of mental health disorders. BMC Psychiatry. https://doi.org/10.1186/s12888-024-06274-1

Furman, L., Vinko, M., Perčič, S., Kobal, E. ve Ačko, L. (2026). Climate anxiety in children and young people: A systematic review of prevalence and measurement methods. The Journal of Climate Change and Health. Yayıncı bağlantısı

Hickman, C., Marks, E., Pihkala, P., vd. (2021). Climate anxiety in children and young people and their beliefs about government responses to climate change: A global survey. The Lancet Planetary Health, 5(12), e863–e873. https://doi.org/10.1016/S2542-5196(21)00278-3

Ojala, M. (2012). Regulating worry, promoting hope: How do children, adolescents, and young adults cope with climate change? International Journal of Environmental and Science Education, 7(4), 537–561. ERIC bağlantısı

Ojala, M. (2015). Hope in the face of climate change: Associations with environmental engagement and student perceptions of teachers’ emotion communication style and future orientation. The Journal of Environmental Education, 46(3), 133–148. https://doi.org/10.1080/00958964.2015.1021662

Pihkala, P. (2020). Anxiety and the ecological crisis: An analysis of eco-anxiety and climate anxiety. Sustainability, 12(19), 7836. https://doi.org/10.3390/su12197836

Rodney-Wolf, K., Eisenschmidt, P. ve Schmitz, J. (2026). Scoping review: Climate change-related anxiety and worry in children, adolescents, and young adults. European Child & Adolescent Psychiatry. https://doi.org/10.1007/s00787-026-03026-2

Thomaes, S. (2026). Climate change and youth development: A view of an emerging field. International Journal of Behavioral Development. https://doi.org/10.1177/01650254251317141

Taha Batuhan Coşkun

Taha Batuhan Coşkun

Psikoloji Lisans Öğrencisi

Taha Batuhan Coşkun, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde dördüncü sınıf öğrencisi. Psikolojiye olan ilgisi, insan zihninin günlük hayattaki sıradan ama aslında oldukça karmaşık işleyişini merak etmesiyle başladı — neden bazı şeyleri unuttuğumuz, dikkatimizin nasıl yönlendiği, belleğin aslında ne kadar "güvenilmez" olabileceği gibi sorular onu bu alana çekti.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!

Yorum yapmak için giriş yapın.

Giriş Yap →