Psikall Anlatısı
Sosyal Olan Nerede Başlar?
~9 dk okuma
Gece geç saatte, çevrede kimsenin bulunmadığı bir sokakta karşıdan karşıya geçmek üzere olduğunuzu düşünün. Yol boş olabilir; yine de yaya ışığının yeşile dönmesini bekleyebilirsiniz. Bu davranışı o anda sizi izleyen bir insan açıklamıyor olabilir. Trafik kuralı, ceza ihtimali, doğru davranışa ilişkin kişisel ölçütünüz veya başkalarının aynı durumda ne yapması gerektiğine dair beklentiniz kararınızda etkili olabilir. Fiziksel olarak yalnızsınızdır; fakat davranışınız sosyal dünyadan bütünüyle ayrılmış değildir.
Bu örnek sosyal psikolojinin sınırları açısından temel bir soruyu ortaya çıkarır: Sosyal etki yalnızca başka insanlarla doğrudan etkileşime girdiğimiz anlarda mı vardır? Klasik sosyal psikoloji tanımının verdiği yanıt hayırdır. Başkaları gerçekten yanımızda bulunabilir, zihnimizde canlandırılabilir veya normlar, roller ve ortak anlamlar aracılığıyla dolaylı biçimde temsil edilebilir. Bu üç durum birbirinden farklıdır; ancak her biri düşünce, duygu ve davranışın sosyal bir bağlam içinde şekillenmesine katkıda bulunabilir.
Başkalarının varlığı tek biçimli değildir
Gordon Allport’a dayanan klasik tanım, sosyal psikolojinin bireyin düşünce, duygu ve davranışlarının başkalarının gerçek, hayal edilen veya örtük varlığından nasıl etkilendiğini araştırdığını belirtir. Amerikan Psikoloji Birliği sözlüğünün güncel anlatımında üçüncü boyut, başkalarının simgesel olarak temsil edilen varlığı şeklinde ifade edilir (American Psychological Association, 2018). Bu geniş tanım, sosyal olanı yalnızca yüz yüze konuşmaya veya açık grup baskısına indirgememeyi sağlar.
Gerçek, hayal edilen ve örtük varlık birbirinden kesin duvarlarla ayrılmış üç dünya değildir. Günlük yaşamda aynı anda devreye girebilirler. Bir sunum yapan kişi karşısındaki gerçek dinleyicileri görürken, daha sonra sunumu izleyecek kişileri düşünebilir ve iyi bir sunumun nasıl olması gerektiğine ilişkin mesleki ölçütleri de hesaba katabilir. Yine de ayrım yararlıdır; çünkü davranışın hangi sosyal yolla biçimlendiğini daha açık sormamızı sağlar.
Tablo 1. Başkalarının üç farklı varlık biçimi
| Varlık biçimi | Ne anlama gelir? | Gündelik örnek | Sorulabilecek sosyal psikoloji sorusu |
|---|---|---|---|
| Gerçek varlık | Başka bir kişinin fiziksel veya iletişimsel olarak mevcut olması | Bir sınavı başkalarıyla aynı salonda çözmek; görüntülü görüşmede konuşmak | İzlenmek, değerlendirilmek veya başkalarıyla eş zamanlı hareket etmek performansı nasıl değiştirir? |
| Hayal edilen varlık | O anda bulunmayan bir kişinin veya kitlenin olası tepkisinin zihinde temsil edilmesi | Paylaşılmamış bir metni bir arkadaşın nasıl değerlendireceğini düşünerek düzeltmek | Beklenen değerlendirme, kişinin seçimini veya kendisi hakkındaki yargısını değiştirir mi? |
| Örtük veya simgesel varlık | Toplumsal normların, rollerin, kurumların ve ortak anlamların başka insanları dolaylı biçimde temsil etmesi | Kimse görmezken ortak kullanım alanını düzenli bırakmak | İçselleştirilen normlar ve rol beklentileri, doğrudan denetim olmadığında davranışı nasıl yönlendirir? |
Bu tablo, etkinin gerçekleştiğini peşinen kanıtlamaz. Başka bir kişinin var olması, kişinin mutlaka etkilendiği anlamına gelmez; bir normun bilinmesi de ona mutlaka uyulacağını göstermez. Ayrımın amacı, olası sosyal etki yollarını belirlemek ve bunları araştırılabilir hâle getirmektir.
Gerçek varlık: Aynı ortamda olmak neyi değiştirir?
Başkalarının gerçek varlığı en görünür sosyal durumdur. Bir konuşmada karşımızdaki kişinin yüz ifadesini izler, verdiği karşılığa göre sözümüzü değiştirir ve konuşma sırasını birlikte düzenleriz. Bir işi başkalarının önünde yaparken değerlendirileceğimizi düşünebilir; bir ekip görevinde hareketimizi diğer insanların davranışlarıyla eş güdümlü hâle getirebiliriz. Buradaki etki yalnızca fiziksel yakınlıktan değil, dikkat, değerlendirilme, rekabet, işbirliği ve karşılıklı bağımlılık gibi farklı süreçlerden doğabilir.
Başkalarının varlığının performansı her zaman artırdığı söylenemez. Sosyal kolaylaştırma araştırmaları, izleyici veya birlikte eylemde bulunan kişilerin varlığının iyi çalışılmış ya da görece basit görevlerde performansı destekleyebildiğini; zor, yeni veya yoğun eşgüdüm gerektiren görevlerdeyse performansı zayıflatabildiğini göstermiştir. Bu örüntü klasik bir meta-analizde 241 çalışma üzerinden incelenmiş, daha yakın tarihli bir sistematik derleme ve meta-analizde hareket görevleri bakımından yeniden değerlendirilmiştir (Bond vd., 1983; van Meurs vd., 2024). Bununla birlikte etkinin açıklaması konusunda yalnızca yalın fiziksel varlığa değil, değerlendirilme kaygısı, dikkat dağılması, izleme ve görev özelliklerine odaklanan farklı yaklaşımlar bulunmaktadır.
Dolayısıyla gerçek varlık tek başına değişmez bir neden değildir. Orada bulunan kişinin kim olduğu, katılımcıyla ilişkisi, onu değerlendirip değerlendirmediği, görevin niteliği ve kişinin duruma verdiği anlam önemlidir. Fiziksel olarak aynı odada bulunan sessiz bir yabancı, yakın bir arkadaş ve yetkili bir değerlendirici aynı sosyal koşulu oluşturmaz.
Gerçek varlığın fiziksel birliktelikle sınırlı olmadığını da belirtmek gerekir. Telefon görüşmesindeki kişi, çevrim içi oyundaki takım arkadaşı veya canlı yayındaki izleyici fiziksel olarak uzakta olsa da etkileşimin gerçek bir tarafıdır. Sosyal psikoloji açısından belirleyici olan yalnızca bedenlerin aynı mekânda bulunması değil, insanların birbirlerinin davranışları için anlamlı bir bağlam oluşturmasıdır.
Hayal edilen varlık: Yanımızda olmayan biri kararımıza katılabilir mi?
Hayal edilen varlık, gerçek olmayan bir kişi uydurmak anlamına gelmez. Burada söz konusu olan, o anda ortamda bulunmayan gerçek bir kişinin veya olası bir kitlenin tepkisini zihinde temsil etmektir. Bir öğrenci ödevini teslim etmeden önce hocasının hangi noktaları eleştireceğini düşünebilir. Bir kişi alacağı kararı ailesine nasıl açıklayacağını hesaba katabilir. Henüz yayımlanmamış bir paylaşım, onu göreceği düşünülen insanlar nedeniyle yeniden düzenlenebilir.
Bu tür durumlarda başka insanın etkisi, mevcut bir bakış veya açık bir talimat üzerinden değil, beklenen değerlendirme üzerinden işler. Kişi diğerinin ne düşüneceğini doğru tahmin edebilir, yanılabilir veya hiçbir zaman doğrulayamayacağı bir varsayıma göre hareket edebilir. Sosyal etkinin gücü, zihindeki temsilin gerçeğe uygun olmasını zorunlu kılmaz; kişinin o temsili karar verirken kullanması yeterlidir. Ancak araştırmacı açısından kişinin gerçekten bu beklentiye göre hareket ettiğini göstermek ayrıca kanıt gerektirir.
Baldwin vd. tarafından yürütülen klasik araştırmalar, zihinde canlandırılan önemli kişilerin daha sonraki öz değerlendirmeler ve yargılarla ilişkili olabileceğini göstermek amacıyla tasarlanmıştır. Katılımcılar belirli tanıdıklarını veya aile üyelerini zihinde canlandırdıktan sonra, sonraki değerlendirmelerinde bu özel kitlenin kabul ölçütleriyle uyumlu örüntüler bildirmiştir (Baldwin vd., 1987). Bu çalışmalar, zihinsel olarak temsil edilen ilişkilerin olası etkisine ilişkin açıklayıcı bir örnektir; fakat küçük ve dar öğrenci örneklemlerine dayandığı için tek başına genel ve evrensel bir kural kanıtı olarak görülmemelidir.
Örtük varlık: Ortada kimse yokken normlar nasıl bulunur?
İnsanlar bir arada yaşarken yalnızca birbirlerinin davranışlarına tepki vermez; hangi davranışların yaygın, uygun, beklenen veya kabul edilemez olduğuna ilişkin ortak ölçütler de üretir. Bu ölçütler, onları oluşturan kişiler o anda bulunmadığında bile işaretler, kurallar, roller, kurumlar, gelenekler ve dil aracılığıyla temsil edilebilir. Kütüphanede sessiz olunması, sıraya girilmesi veya belirli bir mesleki ortamda gizliliğe dikkat edilmesi bu tür sosyal düzenlemelere örnektir.
Normlar genellikle iki ayrı bilgi taşıyabilir. Betimleyici norm, insanların çoğunlukla ne yaptığını; buyurucu norm ise neyin onaylandığını veya yapılması gerektiğini bildirir. Bir davranışın yaygın olması onun onaylandığı anlamına gelmeyebilir. İnsanlar başkalarının yaptığı şeyi örnek alabilir, onaylanmama ihtimalinden kaçınabilir veya bir normu kendi kişisel ölçütlerinin parçası hâline getirdikleri için ona uyabilirler. Güncel bir değerlendirme, normların içselleştirme ve toplumsal yaptırım yollarıyla etkili olabildiğini; fakat özerklik tehdidi, güvensizlik veya yanlış algılanan normlar nedeniyle beklenen sonucu vermeyebildiğini de gösterir (Wenzel vd., 2025).
Bu nedenle örtük sosyal varlık, görünmez bir gücün insanı otomatik olarak yönetmesi değildir. Normun kişi tarafından bilinmesi, o anda ilgili görülmesi, nasıl yorumlandığı ve başka normlarla çatışıp çatışmadığı önemlidir. Klasik norm araştırmaları da bir normun davranışı etkilemesi için çoğu zaman dikkat odağına gelmesi gerektiğini göstermiştir (Cialdini vd., 1990). İnsanlar normlara uyabilir, onları yanlış algılayabilir, aralarında seçim yapabilir veya onlara açıkça karşı çıkabilir.
Örnek: Boş bir sınıfta bırakılan sandalye
Ders bittikten sonra sınıfta tek başına kalan bir öğrencinin sandalyesini yerine koyduğunu düşünelim. Bu davranışın farklı sosyal açıklamaları olabilir. Öğrenci birazdan gelecek görevlinin işini kolaylaştırmak istiyor olabilir. Sınıfın düzenli bırakılması gerektiğine ilişkin bir kuralı benimsemiş olabilir. Arkadaşlarının kendisini dağınık biri olarak görmesini istemeyebilir veya yalnızca daha önce defalarca yaptığı bir davranışı alışkanlıkla sürdürüyor olabilir.
Davranış dışarıdan aynı görünse de gerçek, hayal edilen ve örtük sosyal varlık farklı oranlarda devrede olabilir. Hatta sandalye yalnızca geçiş yolunu kapattığı için de yerine konmuş olabilir. Sosyal psikolojik açıklamanın görevi, davranışın sosyal olduğunu varsaymak değil; hangi açıklamanın kanıtlarla desteklendiğini araştırmaktır.
Fiziksel yalnızlık, sosyal etkiden bağımsızlık değildir
İnsan tek başınayken de başkalarıyla kurulmuş ilişkilerin, grup üyeliklerinin, rollerin ve ortak kuralların izlerini taşıyabilir. Ama bu durum, yalnız yapılan her davranışın bütünüyle sosyal olduğu anlamına gelmez. Susadığımız için su içmemizde fizyolojik düzenleme ön planda olabilir; resmi bir ortamda suyu nasıl içtiğimiz veya başkasına ikram edip etmediğimiz ise sosyal ölçütlerle ilişkili olabilir. Aynı davranışın biyolojik, bilişsel, kişisel ve sosyal belirleyicileri birlikte bulunabilir.
Buradaki temel ayrım kişinin yalnız olup olmaması değil, davranışı açıklamak için başka insanlara, ilişkilere, normlara veya ortak anlamlara başvurmanın gerekli olup olmadığıdır. Sosyal bir mekanizmanın varlığı gösterilebiliyorsa, ortada fiziksel olarak başka biri bulunmaması davranışı sosyal psikolojinin kapsamı dışına çıkarmaz. Buna karşılık yalnızca toplum içinde gerçekleşmesi de bir davranışın her yönünü sosyal psikolojiyle açıklamaya yetmez.
Tablo 2. Yalnız yapılan davranışlarda sosyal boyutu ayırt etmek
| Davranış | Olası sosyal olmayan açıklama | Olası sosyal açıklama | Araştırılması gereken nokta |
|---|---|---|---|
| Evde tek başına yemek yemek | |||
| Kimse yokken çalışmayı sürdürmek | |||
| Ortak alanı temiz bırakmak | |||
Tablodaki açıklamalar rakip olabileceği gibi aynı anda da işleyebilir. İnsanların kendi davranışlarının nedenlerini her zaman eksiksiz bildikleri de varsayılmamalıdır. Öz bildirim önemli bir veri kaynağıdır; fakat davranış örüntüsü, deneysel karşılaştırma ve bağlamsal bilgiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Dijital ortamda gerçek ve hayal edilen kitle iç içe geçer
Dijital iletişim, başkalarının üç varlık biçimi arasındaki sınırları daha görünür fakat daha karmaşık hâle getirir. Bir görüntülü görüşmede karşımızda gerçek bir kişi vardır. Bir mesajı göndermeden önce alıcının vereceği tepkiyi düşündüğümüzde hayal edilen varlık devreye girer. Beğeni sayısı, okunma bilgisi, takipçi göstergesi veya platform kuralı ise başka insanların ve ortak beklentilerin simgesel temsilini sunabilir.
Tek bir paylaşım hazırlanırken bu katmanların tümü birlikte çalışabilir. Kişi belirli arkadaşlarının ne düşüneceğini, tanımadığı kullanıcıların verebileceği tepkileri ve platformda kabul gören ifade biçimini aynı anda hesaba katabilir. Buradan dijital davranışın bütünüyle sahte veya bütünüyle farklı bir benlik tarafından üretildiği sonucu çıkarılamaz. Daha ölçülü açıklama, dijital ortamların kitleyi görünürlük, kalıcılık, ölçülebilir tepki ve belirsizlik gibi özelliklerle yeniden düzenlediğidir.
Sosyal etkiyi göstermek neden zordur?
Bir davranışın sosyal bir ortamda gerçekleşmesi, nedeninin sosyal olduğunu tek başına kanıtlamaz. İnsanlar başkalarının yanında daha hızlı çalışıyorsa bunun nedeni değerlendirilme isteği, rekabet, dikkat artışı, dikkat dağılması veya görevin farklı algılanması olabilir. Bir kişi kimse görmezken kurala uyuyorsa bunu ceza beklentisiyle, kişisel değerleriyle, alışkanlıkla veya başkasına zarar vermeme isteğiyle yapabilir.
Araştırmanın görevi bu olasılıkları birbirinden ayırmaktır. Bunun için gerçek veya beklenen kitlenin değiştirilmesi, normun belirginliğinin artırılması, davranışın farklı bağlamlarda gözlenmesi ya da kişinin bildirdiği gerekçelerle davranış verisinin karşılaştırılması gerekebilir. Tek bir yöntem bütün mekanizmaları açıklamaz. Özellikle zihinde canlandırılan ve örtük sosyal varlık söz konusu olduğunda araştırmacı, görünmeyen bir nedeni yalnızca varsaymak yerine onu ölçülebilir ve sınanabilir hâle getirmelidir.
Sosyal dünya, kalabalığın bulunduğu yerde başlayıp bitmez
Başkalarının gerçek varlığı davranışı değiştirebilir; fakat sosyal etki bununla sınırlı değildir. İnsanlar bulunmayan kişilerin tepkilerini zihinde canlandırabilir, geçmiş ilişkilerden oluşan beklentileri taşıyabilir ve ortak normlara doğrudan denetim olmadan da başvurabilir. Bu nedenle fiziksel yalnızlık, sosyal dünyadan psikolojik olarak ayrılmış olmak anlamına gelmez.
Bunun tersi de önemlidir: Başkalarının varlığı davranışı otomatik olarak açıklamaz. Etkinin kimden geldiği, hangi mekanizmayla işlediği, kişinin durumu nasıl yorumladığı ve başka açıklamaların bulunup bulunmadığı gösterilmelidir. Sosyal olanın sınırını belirledikten sonra sıradaki soru, bu açıklamanın ağırlığını nereye vermemiz gerektiğidir. İnsan davranışını kişinin özellikleri mi, içinde bulunduğu durum mu, yoksa kişi ile durumun karşılıklı ilişkisi mi açıklar?
Kaynaklar
American Psychological Association. (2018). Social psychology. APA Dictionary of Psychology. https://dictionary.apa.org/social-psychology
Baldwin, M. W. ve Holmes, J. G. (1987). Salient private audiences and awareness of the self. Journal of Personality and Social Psychology, 52(6), 1087–1098. https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.6.1087
Bond, C. F. ve Titus, L. J. (1983). Social facilitation: A meta-analysis of 241 studies. Psychological Bulletin, 94(2), 265–292. https://doi.org/10.1037/0033-2909.94.2.265
Cialdini, R. B., Reno, R. R. ve Kallgren, C. A. (1990). A focus theory of normative conduct: Recycling the concept of norms to reduce littering in public places. Journal of Personality and Social Psychology, 58(6), 1015–1026. https://doi.org/10.1037/0022-3514.58.6.1015
Fishbach, A. (2025). Goals and motivation. D. T. Gilbert, S. T. Fiske, E. J. Finkel ve W. B. Mendes (Ed.), The handbook of social psychology (6. baskı) içinde. Situational Press. https://doi.org/10.70400/YBHK1018
van Meurs, E., Greve, J. A. ve Strauß, B. (2024). Moving in the presence of others: A systematic review and meta-analysis on social facilitation. International Review of Sport and Exercise Psychology, 17(2), 980–1012. https://doi.org/10.1080/1750984X.2022.2111663
Wenzel, M. ve Woodyatt, L. (2025). The power and pitfalls of social norms. Annual Review of Psychology, 76, 583–606. https://doi.org/10.1146/annurev-psych-020124-120310
