Psikall Anlatısı
Yaş Bir Açıklama Değildir
~8 dk okuma
“Üç yaşındaki çocuk ne yapabilir?”, “Ergenler neden böyle davranır?” veya “Hafıza hangi yaştan sonra zayıflar?” gibi sorular gelişim psikolojisinde sıkça karşımıza çıkar. Yaş, insan yaşamını düzenlememize yardım eden açık ve kullanışlı bir göstergedir. Bir kişinin doğumundan bu yana geçen süreyi belirtir; farklı dönemleri karşılaştırmamızı ve bazı değişimlerin ne zaman daha olası hâle geldiğini görmemizi sağlar.
Fakat yaşın kullanışlı olması, gördüğümüz değişimin nedeni olduğu anlamına gelmez. Bir çocuk yalnızca doğum gününü kutladığı için yeni bir sözcük öğrenmez; bir yetişkin de takvimde belirli bir sayıya ulaştığı için düşünme biçimini değiştirmez. Bu değişimlerde sinir sisteminin gelişimi, bedensel sağlık, deneyim, eğitim, ilişkiler, toplumsal roller ve tarihsel koşullar gibi pek çok süreç rol oynayabilir. Kronolojik yaş bunların zaman içindeki konumunu işaret eder, fakat hangi sürecin nasıl işlediğini tek başına açıklamaz.
Bu nedenle gelişim psikolojisinde “Bu özellik yaşla değişiyor” cümlesi çoğu zaman araştırmanın sonu değil, başlangıcıdır. Asıl soru şudur: Yaşla birlikte değişen nedir ve bu değişimi ortaya çıkaran süreçler nelerdir?
Takvim değişir, fakat davranışı takvim üretmez
Yaşı bir açıklama gibi kullanmanın ne kadar yetersiz olduğunu basit bir örnekle görebiliriz. Beş yaşındaki çocukların iki yaşındaki çocuklardan daha geniş bir sözcük dağarcığına sahip olduğunu düşünelim. Bu farkı “Çünkü daha büyükler” diyerek açıklamak, gözlemimizi başka kelimelerle tekrar etmekten öteye geçmez. Daha büyük çocuklar dili daha uzun süre işitmiş, daha fazla konuşma fırsatı bulmuş, bilişsel ve bedensel açıdan farklı olanaklara ulaşmış olabilir. Aile içindeki iletişim, eğitim ortamı, işitme sağlığı ve kullanılan dil sayısı da sonuçla ilişkili olabilir.
Aynı sorun yaşamın diğer dönemlerinde de geçerlidir. İleri yaştaki bir grubun belirli bir görevde daha düşük puan alması, farkın doğrudan “yaş tarafından” üretildiğini göstermez. Duyusal değişimler, sağlık durumu, kullanılan ilaçlar, eğitim deneyimi, görevin o kuşak için ne kadar tanıdık olduğu veya ölçüm koşulları sonuca katkıda bulunabilir. Yaş burada olası süreçlerin üzerinde yazan ortak bir etiket gibidir. Etiket, kutunun içinde ne bulunduğunu söylemez.
Robinson ve arkadaşları (2005), yaşın gelişim araştırmalarında kuşak ve ölçüm dönemiyle ayrılmaz biçimde bağlantılı olduğunu vurgular. Bu değişkenler çoğu zaman gelişimi etkileyebilecek daha somut süreçlerin yerine kullanılan göstergelerdir. Dolayısıyla araştırmacının görevi yalnızca yaşla bir ilişki bulmak değil, yaşın hangi biyolojik, psikolojik veya toplumsal etkileri temsil ediyor olabileceğini araştırmaktır.
Bu yaklaşım yaşın önemsiz olduğunu söylemez. Yaş, gelişimsel örüntüleri betimlemek, risk veya fırsat dönemlerini saptamak ve araştırma sorularını düzenlemek için gereklidir. Sorun, zaman göstergesini değişimin mekanizmasıyla karıştırdığımızda ortaya çıkar.
Kesitsel fark ile bireysel değişim aynı değildir
Bir araştırmacı, farklı yaşlardaki insanları aynı zamanda ölçebilir. Örneğin yirmi, kırk ve altmış yaşındaki üç grubun dikkat performansını karşılaştırabilir. Buna kesitsel araştırma denir. Böyle bir çalışma, ölçümün yapıldığı sırada gruplar arasında fark bulunup bulunmadığını gösterebilir. Görece hızlı ve ekonomik olması sayesinde gelişimsel sorular hakkında değerli ilk bilgiler sağlayabilir.
Ancak yirmi yaşındaki grup ile altmış yaşındaki grup farklı insanlardan oluşur. Aralarında yalnızca yaş değil, doğdukları dönem, aldıkları eğitim, karşılaştıkları teknolojiler, sağlık koşulları ve sayısız bireysel deneyim bakımından da farklar bulunabilir. Bu nedenle kesitsel bir araştırmada altmış yaş grubunun daha düşük ortalama puan alması, bugün yirmi yaşında olan kişilerin kırk yıl sonra aynı ölçüde düşüş göstereceğini kanıtlamaz.
Robinson vd. (2005), kesitsel çalışmaların yaş grupları arasındaki farklılıkları gösterdiğini; fakat aynı kişinin zaman içinde nasıl ve ne zaman değiştiğini doğrudan gösteremediğini belirtir. Bir yaş grubunun ortalamasından diğerine çizilen çizgi, tek bir kişinin izlediği gelişim yolu değildir. Bu ayrım küçük bir yöntem ayrıntısı değil, gelişimsel bir bulgunun ne anlama geldiğini belirleyen temel bir sınırdır.
Aynı insanları zaman içinde tekrar tekrar değerlendiren boylamsal araştırmalar, bireyin kendi içindeki değişimi doğrudan izlemeye daha uygundur. Böylece yalnızca ortalama değişim değil, insanların değişim hızları ve yönleri arasındaki farklar da incelenebilir. Yine de boylamsal araştırmalar kusursuz değildir. Yıllar sürebilir, katılımcılar araştırmadan ayrılabilir, ölçme araçları eskiyebilir ve aynı testi tekrar yapmak performansı etkileyebilir. Bu nedenle burada amaç bir yöntemi iyi, diğerini kötü ilan etmek değildir. Her yöntemin hangi soruya yanıt verebildiğini doğru anlamaktır.
Kuşak etkisi
Yaş gruplarını karşılaştırırken karşılaştığımız en önemli sorunlardan biri kuşak etkisidir. Kuşak, yalnızca aynı yıllarda doğmuş insanlardan oluşan bir grup değildir; üyelerinin belirli tarihsel ve toplumsal koşullara benzer yaşam dönemlerinde maruz kalabilme olasılığını da anlatır.
Örneğin bugün yetmiş yaşında olan biri çocukluğunu internetin bulunmadığı bir dönemde, bugün yirmi yaşında olan biri ise dijital teknolojilerin gündelik yaşamın parçası olduğu koşullarda geçirmiş olabilir. İki grubun dijital bir görevdeki performans farkını yalnızca bilişsel yaşlanmaya bağlamak bu deneyim farkını görünmez kılar. Benzer biçimde eğitim süresindeki değişimler, ekonomik krizler, savaşlar, göç, salgınlar veya toplumsal cinsiyet rollerindeki dönüşümler farklı kuşakların gelişim olanaklarını etkileyebilir.
Kuşak etkisi, aynı kuşaktan herkesin aynı deneyimi yaşadığı anlamına gelmez. Aynı tarihsel olay insanları yaşadıkları yer, ekonomik kaynakları, kimlikleri ve o sıradaki yaşam dönemleri nedeniyle farklı biçimlerde etkileyebilir. Dahası, yalnızca aynı yıllarda doğmuş olmak ortak bir psikolojik özellik bulunduğunu kanıtlamaz. “Z kuşağı şöyledir” veya “önceki kuşaklar böyleydi” gibi geniş genellemeler bu çeşitliliği kolayca örter.
Robinson ve arkadaşları (2005), yaş, kuşak ve ölçüm zamanının birbirinden bağımsız olmadığını; ikisi belirlendiğinde üçüncünün de büyük ölçüde belirlenmiş olduğunu açıklar. Bu yüzden farklı yaş grupları arasında görülen bir fark, biyolojik yaşlanmayı, tarihsel deneyimleri veya ölçümün yapıldığı dönemin etkisini birlikte taşıyabilir. Araştırmacı mümkün olduğunca bu etkilerin temsil ettiği somut koşulları doğrudan ölçmelidir.
Grup ortalaması bireysel gelişim yolu değildir
Araştırmalar çoğu zaman bir grubun ortalamasını bildirir. Bu, tek tek sonuçların yararsız bir yığın hâlinde kalmasını önler ve genel örüntüleri görmemizi sağlar. Örneğin belirli bir becerinin hangi yaş aralığında daha hızlı değiştiğini, bir güçlüğün hangi dönemde daha sık görüldüğünü veya iki koşul arasında düzenli bir fark bulunup bulunmadığını grup verileri olmadan anlamak çok zor olurdu.
Fakat ortalama, gruptaki herkesin aynı olduğu anlamına gelmez. Bir grupta bazı kişiler artış, bazıları azalma gösterirken ortalama çok az değişebilir. Tersine, grubun ortalaması belirgin biçimde değişse bile tek tek insanların değişim miktarı ve hatta yönü farklı olabilir. Bu nedenle “ortalama çocuk”, “ortalama ergen” veya “ortalama yaşlı yetişkin”, belirli bir insanın eksiksiz portresi değildir. Bir dağılımın merkezini özetleyen istatistiksel bir değerdir.
Baltes ve arkadaşları (2006), yaşam boyu gelişim araştırmasının yalnızca gelişimdeki ortak düzenliliklerle ilgilenmediğini vurgular. İnsanlar başlangıç düzeylerinde farklılaştıkları gibi zaman içindeki değişimin yönü, büyüklüğü ve değişebilirliği bakımından da farklılaşabilir. Aynı yaşta bulunan iki kişi benzer bir ortalama grubun üyesi olsa bile sağlık, deneyim, amaçlar ve destek kaynakları nedeniyle farklı gelişim yolları izleyebilir.
Fisher ve arkadaşları (2018) bu ayrımın önemini yoğun tekrarlı ölçümler içeren altı veri seti üzerinden gösterdi. Araştırmada grup ve birey düzeyindeki ortalamalar arasında belirli bir uyum bulunsa da değerlerin değişkenliği bireylerin kendi içinde, gruplar arasındakine göre iki ila dört kat daha büyüktü. Ayrıca değişkenlerin birbiriyle grup düzeyinde kurduğu ilişki, her bireyin kendi yaşamı içinde görülen ilişkiyi zorunlu olarak temsil etmiyordu.
Bu bulgu “grup araştırmaları geçersizdir” anlamına gelmez. Grup düzeyindeki sonuçlar ortak örüntüleri, olasılıkları ve önemli farklılıkları ortaya çıkarabilir. Ancak grup için doğru olan bir ilişkinin her kişi için aynı biçimde doğru olduğunu ayrıca sınamadan varsayamayız. Ortalama bize haritanın genel hatlarını verir; tek bir insanın hangi yolu izleyeceğini tek başına söylemez.
Yanlış anlama uyarısı
Yaşla ilgili ortalamalar gündelik yaşamda kolayca kesin beklentilere dönüşebilir. Çocukların konuşması, yürümesi, okuması; ergenlerin belirli sorumlulukları üstlenmesi veya yetişkinlerin eğitim, iş ve aile yaşamındaki geçişleri belirli yaşlarla eşleştirilebilir. Bu bilgiler, gelişimi izlemek ve gerektiğinde destek sunmak için yararlı olabilir. Ancak ortalama bir zaman aralığı ile herkesin uyması gereken son tarih aynı şey değildir. Bir becerinin toplumda sık görüldüğü yaş, o yaşa ulaşan herkesin aynı beceriyi aynı biçimde göstermesi gerektiğini kanıtlamaz. Gelişimsel çeşitlilik; bedensel özellikler, öğrenme fırsatları, dil ve kültür, engellilik durumu, aile koşulları ve daha birçok etkenle bağlantılı olabilir. Öte yandan “herkes farklıdır” demek de bütün gecikme ve güçlükleri önemsizleştirmemelidir. Bazı örüntüler erken değerlendirme veya destek ihtiyacına işaret edebilir. Doğru yaklaşım, yaş normlarını kesin hüküm olarak değil, kişinin işlevleri ve koşullarıyla birlikte yorumlanan bilimsel göstergeler olarak kullanmaktır. Aynı ilke yetişkin yaşamındaki toplumsal takvimler için de geçerlidir. Mezun olmak, işe başlamak, evlenmek, çocuk sahibi olmak veya emekli olmak için tek ve evrensel bir doğru yaş yoktur. Bu geçişlerin anlamı tarihsel döneme, kültüre, ekonomik olanaklara ve kişinin seçimine göre değişebilir. Toplumsal olarak yaygın bir zamanlama, psikolojik gelişimin doğal ve zorunlu yasası değildir.
İki yaş grubu arasında fark bildiren bir araştırmayla karşılaştığınızda, bu farkı yaşın doğrudan etkisi saymadan önce hangi alternatif açıklamaları ve yöntem bilgilerini kontrol ederdiniz?
Bölüm özeti
Gelişim araştırmalarındaki yaş örüntüleri çoğunlukla kesin kaderleri değil, belirli koşullarda gözlenen ortalama eğilimleri anlatır. “Bu yaşta herkes böyledir” veya “Bu yaştan sonra değişmez” gibi cümleler hem insanlar arasındaki farklılıkları hem de aynı insanın koşullar değiştiğinde gösterebileceği değişebilirliği gözden kaçırır. Bu nedenle bir yaş bulgusuyla karşılaştığımızda birkaç soruyu birlikte sormak gerekir: Araştırma aynı kişileri zaman içinde mi izledi, yoksa farklı yaş gruplarını mı karşılaştırdı? Gruplar farklı kuşaklardan mı geliyor? Bildirilen değer bir ortalama mı ve insanların sonuçları ne kadar çeşitleniyor? Ölçülen davranışı yaşın kendisi dışında hangi süreçler açıklayabilir? Bulgudan belirli bir birey hakkında sonuç çıkarmak için elimizde yeterli kanıt var mı? Bu sorular yaş hakkında hiçbir şey söyleyemeyeceğimiz anlamına gelmez. Tam tersine, yaş bilgisini daha doğru kullanmamızı sağlar. Kronolojik yaş gelişimin takvimdeki yerini gösterir; değişimin nasıl gerçekleştiğini anlamak için ise o takvimin içinde işleyen bedensel, bilişsel, duygusal, toplumsal ve tarihsel süreçlere bakmamız gerekir. Gelişim psikolojisinin güçlü sorusu yalnızca “Bu yaşta ne olur?” değildir. Daha açıklayıcı soru şudur: Kimde, hangi koşullarda, hangi süreç nedeniyle, ne yönde ve ne kadar değişim görülür? Yaşı bir sonuç cümlesi değil, bu araştırmanın başlangıç noktası olarak gördüğümüzde insan gelişiminin ortak örüntülerini de bireysel çeşitliliğini de daha doğru anlayabiliriz.
Kaynaklar
Baltes, P. B., Lindenberger, U. ve Staudinger, U. M. (2006). Life span theory in developmental psychology. W. Damon ve R. M. Lerner (Ed.), Handbook of child psychology: Theoretical models of human development içinde (6. bs., Cilt 1, ss. 569–664). Wiley. https://doi.org/10.1002/9780470147658.chpsy0111
Fisher, A. J., Medaglia, J. D. ve Jeronimus, B. F. (2018). Lack of group-to-individual generalizability is a threat to human subjects research. Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, 115(27), E6106–E6115. https://doi.org/10.1073/pnas.1711978115
Robinson, K., Schmidt, T. ve Teti, D. M. (2005). Issues in the use of longitudinal and cross-sectional designs. D. M. Teti (Ed.), Handbook of research methods in developmental science içinde (ss. 3–20). Blackwell. https://doi.org/10.1002/9780470756676.ch1
