Psikall Anlatısı
Plastisite: İnsan Değişebilir, Ama Sınırsız Değil
~8 dk okuma
Bir insanın bugün gösterdiği bir özellik, onun ulaşabileceği son nokta mıdır? Çocuklukta yaşanan güçlükler yetişkinliği kaçınılmaz biçimde belirler mi? Ya da koşullar ne olursa olsun yeterince çaba gösteren herkes kendisini istediği yönde değiştirebilir mi?
Bu soruların ilkine kesin bir “evet” demek insan gelişimini donmuş bir yazgıya indirger. Sonuncusuna koşulsuz bir “evet” vermek ise biyolojik sınırlılıkları, geçmiş deneyimleri ve insanların eşit olmayan yaşam koşullarını görünmez kılar. Gelişim psikolojisindeki plastisite kavramı, bu iki uçtan birini seçmemizi gerektirmez. İnsanların değişebileceğini kabul ederken her değişimin her kişi için, her yaşta, aynı ölçüde ve yalnızca istemekle gerçekleşmediğini de hatırlatır.
Bu nedenle plastisiteyi en kısa biçimde değişebilme diye tanımlamak mümkündür; fakat yeterli değildir. Asıl soru yalnızca değişimin mümkün olup olmadığı değil, hangi özelliğin, kimde, hangi koşullar altında, ne ölçüde ve ne kadar kalıcı biçimde değişebildiğidir.
Plastisite
İnsan gelişiminde düzenlilikler vardır. Çocukların dili edinme biçimlerinde, bedensel gelişimde veya yaşlanmayla bağlantılı bazı değişimlerde ortak örüntüler görebiliriz. Ancak bu örüntüler tek bir zorunlu gelişim yolu bulunduğu anlamına gelmez. Eğitim, bakım, ilişkiler, sağlık, kültür, stres ve yaşam olayları değiştikçe kişinin gelişim yolu da farklı bir yön alabilir.
Baltes ve arkadaşları (2006), plastisiteyi yaşam boyu gelişimin temel ilkelerinden biri olarak ele alır. Kavram, kişinin gözlenen gelişim yolunun belirli koşullar altında alabileceği farklı biçimlere işaret eder. Bu bakış açısından bugünkü performans, kişinin değişmez kapasitesinin eksiksiz ölçüsü değildir. Yeni bir öğrenme ortamı, daha uygun destek, tedavi, tekrar veya yaşam koşullarındaki bir dönüşüm farklı bir gelişim örüntüsü ortaya çıkarabilir.
Fakat başka yollar mümkündür demek, bütün yolların mümkün olduğu anlamına gelmez. Baltes vd. (2006), plastisitenin sınırsız bir esneklik veya davranışın keyfî biçimde şekillendirilebilmesi olarak anlaşılmaması gerektiğini özellikle vurgular. Her insanın belirli bir değişim aralığı vardır; bu aralığın genişliği incelenen özelliğe, yaşam dönemine, kişinin geçmişine ve içinde bulunduğu koşullara göre değişebilir. Plastisite bu yüzden hem olanakları hem de sınırları araştıran bir kavramdır.
Bir kişinin yabancı dil öğrenebilmesi, her yaşta aynı hızda ve aynı sonuca ulaşacağı anlamına gelmez. Fiziksel bir yaralanmadan sonra işlevlerin kısmen yeniden kazanılabilmesi, bütün kayıpların eksiksiz biçimde giderilebileceğini göstermez. Benzer biçimde çocuklukta yaşanan olumsuz bir deneyimin etkisinin sonradan azalabilmesi, erken deneyimin önemsiz olduğu sonucunu doğurmaz. Plastisite, sonucu peşinen kesinleştirmemeyi sağlar; sonucu koşullardan bağımsızlaştırmaz.
Değişim kapasitesi neden herkeste aynı değildir?
İki kişi aynı eğitim programına katılıp farklı ölçüde ilerleyebilir. Aynı kişi de yaşamının farklı dönemlerinde aynı müdahaleden farklı biçimde yararlanabilir. Çünkü değişim boş bir zeminde gerçekleşmez. İnsan yeni bir duruma; bedensel özellikleri, daha önce öğrendikleri, alışkanlıkları, ilişkileri, sağlık durumu ve ulaşabildiği kaynaklarla birlikte girer.
Geçmiş deneyimler bazen yeni öğrenmeyi kolaylaştıran bir birikim oluşturur. Bazen de değiştirilmesi zorlaşmış alışkanlıklar veya süren stres koşulları yaratabilir. Yaş, değişimin tek başına nedeni değildir; ancak yaşla birlikte biyolojik sistemler, toplumsal roller, deneyim miktarı ve kullanılabilir zaman değişebildiği için plastisitenin görünümü de değişebilir. Bir beceri çocuklukta daha hızlı edinilebilirken başka bir beceri yetişkinlikte bilgi birikimi ve amaçlı çalışmadan yararlanabilir.
Kaynaklar da belirleyicidir. Güvenli bir çevre, düzenli bakım, nitelikli eğitim, maddi olanaklar, sağlık hizmetleri ve sürdürülebilir sosyal destek değişim olasılığını artırabilir. Bunlara erişemeyen kişiye yalnızca “daha çok çabala” demek, gelişimsel koşulları ahlaki bir yargıya dönüştürür. Aynı sonuçlara ulaşamayan insanların daha az istekli veya daha zayıf olduğu varsayımı, plastisiteyi açıklamak yerine eşitsizliği bireyin karakterine yükler.
Bu noktada değişim kapasitesi ile gerçekleşen değişimi ayırmak gerekir. Bir sistemin belirli koşullarda değişebilme potansiyeli bulunabilir; fakat gerekli deneyim, zaman veya destek sunulmadığında bu potansiyel gözlenen bir kazanıma dönüşmeyebilir. Tersine, bir müdahaleden sonra gelişme görülmesi de bütün insanların aynı müdahaleye aynı yanıtı vereceğini göstermez.
Beyin plastisitesi sınırsız yeniden biçimlenme değildir
Plastisite gündelik dilde çoğu zaman nöroplastisite ile eş anlamlı kullanılır. Beynin deneyimle değişebilmesi elbette insan gelişiminin önemli bir parçasıdır; ancak psikolojik gelişim yalnızca beyindeki değişikliklerden ibaret değildir. İlişkiler, kültür, eğitim ve toplumsal koşullar da gelişimsel açıklamanın parçalarıdır.
Lindenberger ve Lövdén (2019), beyin plastisitesini mevcut işlevsel kapasitenin çevresel talepleri karşılamaya yetmediği durumlarda ortaya çıkabilen kalıcı yapısal değişim kapasitesi olarak ele alır. Önerdikleri modelde öğrenmenin erken aşamalarında farklı sinirsel olanaklar araştırılır; işe yarayan örüntüler zamanla seçilir ve inceltilir. Bu görüşte plastisite, beynin her deneyim karşısında sınırsız biçimde yeniden yazılması değildir. Yeni oluşum kadar seçilim, güçlenme, zayıflama ve istikrar da sürecin parçalarıdır.
İstikrarın bulunması plastisitenin başarısızlığı sayılmaz. Her sabah yürümeyi, okumayı veya tanıdığımız insanların yüzlerini baştan öğrenmek zorunda kalsaydık değişebilirlik işlevsel bir avantaj olmaktan çıkardı. Gelişim için yalnızca yeniye uyum sağlamak değil, işe yarayan örüntüleri koruyabilmek de gereklidir. Bu nedenle sağlıklı bir sistem hem değişebilme hem de belirli bir düzeni sürdürebilme kapasitesi taşır.
Bu parçanın amacı plastisitenin hücresel mekanizmalarını ayrıntılı biçimde açıklamak değildir. Burada önemli olan daha genel ilkedir: Beynin değişebilir olması bilimsel olarak her şeyi başarabilirsin sonucunu desteklemez. Hangi deneyimin ne tür, ne büyüklükte ve ne kadar kalıcı bir değişim yaratacağı ayrıca gösterilmelidir.
Hassas dönem
Bazı gelişimsel sistemler belirli zaman aralıklarında çevresel girdilere daha duyarlı olabilir. Bu zaman aralıklarına hassas dönem denir. Hassas dönem boyunca belirli bir deneyim, aynı deneyimin daha erken veya daha geç zamanda ortaya çıkmasına kıyasla bir sistem üzerinde daha güçlü etki gösterebilir.
Fakat bu kavram sıkça olduğundan daha kesin bir iddiaya dönüştürülür. “Erken yıllar önemlidir” cümlesinden “Erken yıllarda yaşananlar geri döndürülemez” sonucuna geçilir. Woodard ve Pollak (2020), hassas dönemin daha sonraki değişimi olanaksız kılmadığını, bu dönemdeki değişikliklerin zorunlu olarak sabit veya geri çevrilemez kabul edilemeyeceğini belirtir. Kavram, belirli bir zamanlamada görece daha yüksek duyarlılığı anlatır; yaşamın geri kalanında hiçbir etkinin mümkün olmadığını değil.
Ayrıca erken bir deneyimin uzun süreli sonuçlarla ilişkili olması tek başına hassas dönem kanıtı değildir. Bunun için aynı tür girdinin belirli bir zaman aralığında, diğer zamanlara göre özellikle güçlü bir etki yarattığını göstermek gerekir. Woodard ve Pollak (2020), duygusal gelişimin yüz tanıma, ödül öğrenme, korku koşullanması ve duygu düzenleme gibi birçok süreçten oluştuğunu; dolayısıyla bütün “duygusal gelişim” için tek bir hassas dönem varsaymanın fazla geniş olduğunu savunur. Farklı süreçlerin farklı zaman pencereleri olabilir; bazıları için de belirgin bir hassas dönem bulunmayabilir.
Bu ayrım erken deneyimleri küçümsemez. Tam tersine, hangi yaşantının hangi sistemi, hangi zamanda ve hangi mekanizma üzerinden etkilediğini daha dikkatli sormamızı sağlar. Böylece “ilk üç yıl her şeyi belirler” gibi kolay hatırlanan fakat bilimsel açıdan aşırı geniş cümlelerin yerine daha sınanabilir açıklamalar kurabiliriz.
Bükreş Erken Müdahale Projesi
Plastisitenin hem olanaklarını hem de sınırlarını birlikte görmek için Bükreş Erken Müdahale Projesi önemli bir örnek sunar. Araştırma, Romanya’daki kurumlarda yaşayan ve başlangıçta 6–31 aylık olan 136 çocuğu kapsıyordu. Çocuklar proje kapsamında oluşturulan koruyucu aile bakımına yerleştirilme veya mevcut bakım sisteminin olağan işleyişine bırakılma gruplarına rastgele atanmıştı. King ve arkadaşları (2023), yaklaşık yirmi yıllık izlem süresince farklı yaşlarda toplanan 7.088 gözlemi bir araya getirerek müdahalenin bilişsel, fiziksel ve psikolojik sonuçlarını değerlendirdi.
Koruyucu aile bakımına atanan çocuklar, mevcut bakım koşullarında kalan gruba kıyasla ortalamada daha iyi bilişsel ve fiziksel sonuçlar ile daha düşük psikopatoloji belirti düzeyleri gösterdi. Müdahalenin etkisi özellikle zekâ puanları ile bağlanma ve sosyal ilişkililik sorunlarında belirgindi; genel etki büyüklüğü gelişim boyunca görece istikrarlı kaldı (King vd., 2023).
Bu sonuçlar erken ağır yoksunluktan sonra çevrenin değişmesinin anlamlı ve uzun süreli yararlar sağlayabileceğini gösterir. Başka bir ifadeyle erken yaşantılar önemli olsa da gelişim yolu müdahale anına kadar bütünüyle kapanmış değildi. Sonraki bakım koşulları çocukların gelişiminde nedensel bir fark oluşturdu.
Ancak araştırma uygun bir aile ortamı bütün etkileri tamamen siler sonucunu vermez. Müdahalenin etkisi bütün alanlarda aynı büyüklükte değildir ve gruplar arasındaki ortalama yarar, her çocuğun aynı düzeyde değiştiği anlamına gelmez. Üstelik kurum bakımında yaşanan ağır yoksunluk, gündelik yaşamdaki her erken güçlükle eş tutulamaz. Bu örnekten bütün olumsuz çocukluk deneyimleri veya bütün müdahaleler için aynı sonuç çıkarılamaz.
Araştırmanın güçlü mesajı daha ölçülüdür: Erken koşullar gelişimi ciddi biçimde etkileyebilir; sonraki çevresel iyileşmeler gerçek farklar yaratabilir; fakat değişimin büyüklüğü gelişim alanına ve kişinin koşullarına göre farklılaşabilir. Plastisite tam da bu üç cümleyi aynı anda kurabilmemizi sağlar.
| Temel Düşünce | Gözden Kaçırdığı Noktalar | |
|---|---|---|
| Kadercilik | İlk yıllardaki deneyimlerin kişinin sonraki yaşamını değişmez biçimde belirlediğini varsayar. | Eğitim, destek, tedavi, yeni ilişkiler ve zaman içinde geliştirilen uyum yollarının etkisini küçümser. Erken dönemde güçlük yaşamış kişileri, henüz ortaya çıkmamış sonuçlarla etiketleme riski taşır. |
| Sınırsız Değişim Vaadi | İnsanların yeterince istemeleri ve çaba göstermeleri hâlinde her şeyi değiştirebileceklerini ileri sürer. | Sağlık, yoksulluk, ayrımcılık, bakım yükü, güvenli çevre ve destek hizmetlerine erişim gibi koşulları gözden kaçırır. Değişim gerçekleşmediğinde sorumluluğu bütünüyle kişiye yükleyebilir. |
| Plastisite | Gelişimin değişime açık olduğunu, ancak bu değişimin sınırsız veya koşullardan bağımsız olmadığını kabul eder. | Erken deneyimlerin etkisini yok saymadan geçmişi kaderleştirmez. Bireysel çabanın rolünü kabul ederken çabayı çevresel ve toplumsal koşulların yerine koymaz. |
Plastisite, bu iki uç arasında rahatlatıcı bir orta yol değil, gelişim hakkında daha dikkatli düşünmemizi sağlayan bilimsel bir çerçevedir. Sonucun kesin olmadığını söyler; ancak her sonucun eşit ölçüde mümkün olduğunu ileri sürmez.
Bir insan hakkında Artık değişmez demeden önce hangi değişimin, hangi destekle ve ne kadar sürede mümkün olabileceğini sormak gerekir. Yeterince isterse değişir demeden önce ise değişim için gerekli olanakların gerçekten erişilebilir olup olmadığına bakılmalıdır.
Gelişimsel düşünmenin temel ilkesi şudur: İnsan değişebilir; ancak değişimin yönü, büyüklüğü ve olasılığı kişinin isteğinden daha geniş bir koşullar ağı içinde belirlenir.
Değişebilirlik ve sınır birlikte düşünülmelidir
Plastisite, bugünkü gelişim yolunun tek mümkün yol olmadığını gösterir; sınırsız değişim güvencesi vermez. Değişimin yönü ve büyüklüğü incelenen özelliğe, yaşam dönemine, önceki deneyimlere, biyolojik koşullara, müdahalenin zamanına ve ulaşılabilen desteğe bağlıdır. İnsan gelişimini doğru anlamak, hem kaderci yorumlardan hem de bütün sorumluluğu bireyin çabasına yükleyen sınırsız değişim vaatlerinden uzak durmayı gerektirir.
Kaynaklar
Baltes, P. B., Lindenberger, U. ve Staudinger, U. M. (2006). Life span theory in developmental psychology. W. Damon ve R. M. Lerner (Ed.), Handbook of child psychology: Theoretical models of human development içinde (6. bs., Cilt 1, ss. 569–664). Wiley. https://doi.org/10.1002/9780470147658.chpsy0111
King, L. S., Guyon-Harris, K. L., Valadez, E. A., Radulescu, A., Fox, N. A., Nelson, C. A., Zeanah, C. H. ve Humphreys, K. L. (2023). A comprehensive multilevel analysis of the Bucharest Early Intervention Project: Causal effects on recovery from early severe deprivation. American Journal of Psychiatry, 180(8), 573–583. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.20220672
Lindenberger, U. ve Lövdén, M. (2019). Brain plasticity in human lifespan development: The exploration–selection–refinement model. Annual Review of Developmental Psychology, 1, 197–222. https://doi.org/10.1146/annurev-devpsych-121318-085229
Woodard, K. ve Pollak, S. D. (2020). Is there evidence for sensitive periods in emotional development? Current Opinion in Behavioral Sciences, 36, 1–6. https://doi.org/10.1016/j.cobeha.2020.05.004
