Modül 01 · Gelişim Psikolojisi Nedir, Ne Değildir?

← Modül 01 · Gelişim Psikolojisi Nedir, Ne Değildir?

Psikall Anlatısı

Gelişim Bilgisi Nasıl Yorumlanmalı?

~9 dk okuma

Ergenlerin henüz mantıklı karar veremediğini beyinlerinin tamamlanmamış olmasıyla açıklayan; tek bir çocukluk deneyimini yetişkinlikte yaşanacak sorunun kesin nedeni sayan ya da bir ebeveyn davranışını doğrudan çocukta görülen sonucun nedeni ilan eden cümlelerle sıkça karşılaşırız.

Bu cümleler bilimsel görünür. İçlerinde gelişim, beyin, çocukluk ve neden gibi güçlü sözcükler vardır. Fakat bir cümlenin bilimsel kavramlar içermesi, araştırmanın gerçekten o sonucu gösterdiği anlamına gelmez. Bir grup için bulunan ortalama ilişki tek bir kişinin geleceğine çevrilmiş, olasılık kesinliğe dönüştürülmüş veya birlikte değişen iki özellikten biri diğerinin nedeni ilan edilmiş olabilir.

Gelişim bilgisini doğru kullanmak yalnızca araştırma sonuçlarını bilmek değildir. Bir bulgunun neyi söyleyebildiğini, nerede durması gerektiğini ve hangi sonuca izin vermediğini de bilmektir. Bu parçanın amacı yeni bir gelişim kuramı öğretmek değil; önceki parçalarda kurduğumuz düşünme biçimini gerçek iddiaları değerlendirmek için kullanmaktır.

Grup bulgusu bireysel hüküm değildir

Bir araştırmada ergenlerin yetişkinlerden ortalamada daha fazla risk aldığı bulunabilir. Bu sonuç, incelenen örneklemde iki grubun ortalamalarının farklı olduğunu gösterir. Fakat her ergenin her yetişkinden daha fazla risk aldığı anlamına gelmez. Grupların dağılımları büyük ölçüde örtüşebilir; bazı ergenler birçok yetişkinden daha temkinli olabilir.

Aynı sorun ilişkiler için de geçerlidir. Bir grupta stres arttıkça uyku kalitesinin azaldığını düşünelim. Bu örüntü, gruptaki her kişinin kendi yaşamında stres yükseldiğinde aynı büyüklükte bir uyku değişimi yaşayacağını kanıtlamaz. Kişiler arasında görülen ilişki ile aynı kişinin zaman içindeki değişimi farklı olabilir.

Fisher vd. (2018), yoğun tekrarlı ölçümler içeren araştırmaları kullanarak grup düzeyinde hesaplanan ilişkiler ile bireylerin kendi zaman serilerindeki ilişkileri karşılaştırmıştır. Bulguları, grup verilerinden çıkarılan örüntülerin kişileri açıklama gücünün otomatik olarak varsayılamayacağını göstermektedir. Bu, grup araştırmalarının değersiz olduğu anlamına gelmez. Grup araştırmaları ortak eğilimleri, olası riskleri ve araştırılması gereken süreçleri görmemizi sağlar. Ancak şu sınırı korumalıyız:

Bir grubun ortak örüntüsü, karşımızdaki kişinin gelişim hikâyesi veya tanısı değildir. Bir bulguyu bireye taşımadan önce etkilerin kişiler arasında ne kadar değiştiğini, grupların ne ölçüde örtüştüğünü ve aynı kişinin zaman içinde gerçekten nasıl değiştiğini bilmek gerekir.

Risk etkeni

Bir özelliğin belirli bir sonuçla ilişkili olması, o sonucu kaçınılmaz hâle getirmez. Risk etkeni, bir sonucun ortaya çıkma olasılığını belirli koşullarda artıran etkendir; tek başına sonucun kendisi değildir. Üstelik riskin anlamı diğer koruyucu veya zorlaştırıcı koşullara, zamanlamaya ve kişinin gelişim geçmişine göre değişebilir.

Sroufe ve arkadaşları (2010), Minnesota Boylamsal Araştırması'ndan hareketle erken deneyimlerin sonraki gelişim açısından önemli olduğunu, ancak etkilerinin basit ve doğrudan bir mühür gibi işlemediğini gösterir. Erken bakım deneyimleri daha sonraki uyumu etkileyebilir; bu etkiler sonraki ilişkiler, yaşantılar ve kişinin o zamana kadar oluşmuş özellikleriyle birlikte gelişir. Erken deneyim ile sonraki sonuç arasında açık bir ilişki bulunsa bile bu ilişki olasılıklıdır, deterministik değildir.

Bu ayrım iki yanlış uca karşı koruma sağlar. Bir uçta “Çocuklukta yaşananların hiçbir önemi yoktur” denir. Diğer uçta ise tek bir erken yaşantı bütün yetişkinliğin açıklaması hâline getirilir. Gelişimsel bakış her ikisini de reddeder: Erken deneyimler gelişim yoluna yön verebilir; fakat yol sonraki deneyimlerden bağımsız, tek yönlü ve değişmez değildir.

Ayrıca tek bir olay yerine deneyimlerin zaman içindeki birikimi ve örgütlenmesi daha açıklayıcı olabilir. Aynı olay, öncesindeki koşullar ve sonrasında erişilen destek değiştiğinde aynı anlama gelmeyebilir. Bu nedenle “Şunu yaşadıysa ileride kesinlikle böyle olur” cümlesi, gelişim araştırmalarının çoğunun sağlayabileceğinden daha kesin bir tahmindir.

Çoksonluluk

Neden aynı riskle karşılaşan insanlar aynı sonuca ulaşmaz? Cicchetti ve Rogosch'un (1996) çoksonluluk (multifinality) kavramı bu soruya bir çerçeve sunar. Benzer bir başlangıç noktası veya ortak bir risk koşulu, zaman içinde farklı sonuçlara ayrılabilir. Aynı tür olumsuz deneyimi yaşayan kişilerden biri psikolojik güçlük geliştirirken diğeri daha uyumlu bir yol izleyebilir; bir başkası ise farklı bir alanda zorlanabilir.

Bu farklılık, ilk riskin önemsiz olduğunu göstermez. Sonucu belirleyen gelişim sisteminde o risk tek başına çalışmıyordur. Kişinin özellikleri, ilişkileri, sonraki yaşam olayları, koruyucu kaynakları ve yaşantının gerçekleştiği dönem gelişim yolunu değiştirebilir. Cicchetti ve Rogosch (1996), aynı olumsuz olayın her bireyde aynı psikopatolojik veya sağlıklı sonuca götüreceğinin varsayılamayacağını özellikle belirtir.

Çoksonluluk “Her şey mümkündür, hiçbir tahmin yapılamaz” demek de değildir. Bütün sonuçlar eşit olasılıkta olmayabilir. Bazı koşullar belirli sonuçların ihtimalini gerçekten yükseltir. İlke yalnızca olasılık ile kesinliği ayırmamızı ve ortak başlangıç içindeki çeşitliliği araştırmamızı ister.

Eşsonluluk

Tersi de mümkündür: İki insan benzer bir güçlük gösterebilir ama o noktaya farklı gelişim yollarından gelmiş olabilir. Cicchetti ve Rogosch'un (1996) eşsonluluk (equifinality) kavramı, farklı başlangıç koşullarının ve süreçlerin benzer bir sonuca ulaşabilmesini anlatır.

Örneğin iki kişide görülen benzer kaygı belirtilerinin birinde süren toplumsal stres, diğerinde sağlık sorunları, bir başkasında öğrenilmiş kaçınma örüntüleri daha belirgin olabilir. Bu örnekler tanı veya neden belirleme amacı taşımaz; yalnızca görünürde benzer bir sonucun tek bir gelişim hikâyesine sahip olmak zorunda olmadığını gösterir.

Bu nedenle bir belirtiyi görüp geriye doğru tek bir neden yazamayız. “Bu davranış varsa çocuklukta kesinlikle şu olmuştur” biçimindeki çıkarımlar eşsonluluğu yok sayar. Aynı nedenle, aynı etiketi taşıyan herkes için tek bir açıklama veya tek bir destek yolu varsaymak da sorunludur. Benzer sonuçların ardındaki yolları anlamak için kişinin zaman içindeki gelişimini ve içinde bulunduğu koşulları ayrıca değerlendirmek gerekir.

İlişki nedensellik değildir

Gelişim araştırmalarında sıkça iki özellik arasında ilişki bulunur. Ebeveyn stresi ile çocuk davranışı, ekran süresi ile dikkat veya uyku ile duygu durumu birlikte değişebilir. Fakat ilişki tek başına etkinin yönünü ve nedenini göstermez.

Frach vd. (2023), ebeveyn özellikleri ile çocuk sonuçları arasındaki gözlemsel ilişkilerin yorumlanmasında birkaç olasılığı ayırır. İlişki gerçekten ebeveynden çocuğa uzanan bir etkiden kaynaklanabilir. Bunun yanında ortak genetik etkiler, ailenin paylaştığı çevresel koşullar, örnekleme ve seçilim süreçleri veya ölçülmemiş başka değişkenler iki özelliği birlikte etkileyebilir. Çocuğun özellikleri de ebeveyn davranışını etkileyebilir; yani yön tersine veya karşılıklı olabilir.

Buradan “Gözlemsel araştırmalar hiçbir şey söyleyemez” sonucu çıkmaz. Uygun araştırma desenleri ve nedensel çıkarım yöntemleri alternatif açıklamaları sınayabilir. Bu yöntemlerin teknik ayrıntılarını sonraki modülde ele alacağız. Buradaki temel ilke daha yalındır: Bir çalışmada ilişki gösterilmişse, onu kendiliğinden neden diye yeniden yazmamalıyız.

Bu hata yalnızca teknik değildir. Frach ve arkadaşları (2023), nedensel olmayan bir ebeveyn özelliğini hedeflemenin etkisiz müdahalelere kaynak ayrılmasına ve ebeveynlerin ya da çocukların suçlanıp damgalanmasına yol açabileceğini vurgular. “Anne böyle davrandığı için çocuk böyle oldu” cümlesi, kanıtın kaldırabileceğinden daha ağır bir ahlaki yük taşıyabilir.

Beyin bulgusu tek başına davranışın nedeni değildir

Bilimsel bir iddia beyin görüntüsüyle desteklendiğinde daha kesin görünebilir. Ergenlikte beynin gelişmeye devam ettiği doğrudur. Ancak bu bilgiden “Bütün ergenler sağlıklı karar veremez” veya “Bu ergenin davranışını olgunlaşmamış beyni açıklıyor” sonucu çıkmaz.

Johnson vd. (2009), nörogelişimsel süreçlerle ergenlerin gerçek yaşamdaki davranışları arasındaki doğrudan bağlantıya ilişkin kanıtın sınırlı olduğunu belirtir. Beyin verileri kişiler arasında oldukça değişkendir; davranış ise deneyim, ilişkiler, kültür, sosyoekonomik koşullar, psikolojik durum ve içinde bulunulan bağlam gibi birçok etkenin etkileşimiyle ortaya çıkar. Beyin görüntüleme, tek bir kişiyi nörolojik olarak “olgun” veya “olgun değil” diye sınıflandıracak kesin bir yaş sınırı da sağlamaz.

Aynı bilimsel bilgi farklı politik sonuçları savunmak için kullanılabilir. Johnson vd. (2009), ergen beyninin gelişmekte olduğu iddiasının bir yandan ergenlerin suçlarda daha az sorumlu tutulmasını, diğer yandan kendi sağlıklarıyla ilgili özerk kararlar vermelerinin sınırlandırılmasını desteklemek için kullanılabildiğini gösterir. Bilimsel bulgu tek başına hangi değerin veya politikanın seçileceğini söylemez. Dolayısıyla “Beyinde farklılık bulundu” ile “Davranışın nedeni açıklanmıştır” aynı cümle değildir. Beyin gelişimsel açıklamanın önemli bir düzeyidir; bütün açıklamanın yerine geçmez.

Araştırma bulgusu uzaktan tanı değildir

Bir kişinin yaşını, geçmişindeki tek bir olayı veya davranışını bilmek klinik değerlendirme yapmaya yetmez. Araştırmalarda görülen risk örüntüleri birinin hangi tanıya sahip olduğunu, gelecekte ne yaşayacağını veya belirli bir davranışı neden gösterdiğini tek başına belirlemez.

Uzaktan etiketleme iki kez hata yapar. Önce grup düzeyindeki olasılığı bireysel kesinliğe çevirir. Ardından kişinin gelişim geçmişini, güncel koşullarını, işlevselliğini ve alternatif açıklamaları incelemeden bir sonuç verir. Bu, bilimsel ihtiyatın yanı sıra etik sınırları da ihlal eder.

Gelişim bilgisi yine de değerlidir. Bize hangi soruları sormamız gerektiğini, hangi koşulların önemli olabileceğini ve neden tek bir açıklamaya erken bağlanmamamız gerektiğini öğretir. İnsanları kutulara yerleştirmekten çok, gelişim yollarının nasıl ayrıldığını ve birleştiğini anlamamıza yardım eder.

Bir gelişim iddiasını değerlendirirken sekiz soru

Bir haber, sosyal medya paylaşımı veya araştırma özeti gelişim hakkında güçlü bir iddia sunduğunda şu sorularla ilerleyebiliriz:

Gerçekte ne ölçülmüş? İddiadaki geniş kavram doğrudan mı ölçülmüş, yoksa dar bir görev veya ölçek bütün kavramın yerine mi kullanılmış?

Sonuç grup hakkında mı, birey hakkında mı? Ortalama fark tek bir kişinin özelliğine veya geleceğine çevrilmiş mi?

İlişki mi gösterilmiş, nedensellik mi? Araştırma deseni neden-sonuç çıkarımını gerçekten destekliyor mu?

Etki ne kadar büyük ve ne kadar değişken? Yalnızca “anlamlı” denmiş olması, farkın herkeste güçlü olduğu anlamına geliyor mu?

Başka gelişim yolları mümkün mü? Aynı başlangıç farklı sonuçlara, benzer sonuçlar farklı başlangıçlara bağlanabilir mi?

Risk, kesin sonuç gibi mi anlatılıyor? Olasılık dilinin yerini “mutlaka”, “asla” veya “bütün yaşam boyunca” gibi ifadeler mi almış?

Tek bir açıklama düzeyi bütünü temsil ediyor mu? Beyin, gen, ebeveynlik, kültür veya yaş tek başına bütün davranışın nedeni yapılmış mı?

Bulgu bir kişiyi etiketlemek için mi kullanılıyor? Araştırma sonucu, gerekli bireysel değerlendirme olmadan tanıya, karakter yargısına veya gelecek tahminine çevrilmiş mi?

Bu sorular bütün araştırmaları reddetmek için değil, kanıtın sınırları içinde düşünmek içindir. Bilimsel ihtiyat “Hiçbir şey bilemeyiz” demek değildir. Ne bildiğimizi, bunu ne kadar güvenle bildiğimizi ve hangi sonucun henüz gösterilmediğini ayırabilmektir.

Bölüm özeti

Modül boyunca gelişimin yaşam boyu sürdüğünü; değişimin tek bir kaynaktan doğmadığını; yaşın kendi başına bir mekanizma olmadığını; bireylerin farklı yollar izlediğini; değişebilirliğin gerçek fakat sınırlı olduğunu ve gelişimin hem kademeli hem sıçramalı görünebildiğini ele aldık. Bu ilkelerin ortak sonucu şudur: Gelişim bilgisi insanları yaşlarına, geçmişlerine veya risklerine göre mühürlemek için değil; değişimin kimde, hangi koşullarda, hangi süreçler üzerinden ve ne ölçüde gerçekleştiğini daha dikkatli anlamak için kullanılır. Bir sonraki modülde araştırmacıların bu sorulara nasıl yanıt aradığını inceleyeceğiz. Kesitsel ve boylamsal desenleri, ölçümün sınırlarını ve nedensel çıkarımın temel mantığını öğrenirken burada kurduğumuz yorumlama çerçevesi bize eşlik edecek.

Kaynaklar

Cicchetti, D. ve Rogosch, F. A. (1996). Equifinality and multifinality in developmental psychopathology. Development and Psychopathology, 8(4), 597–600. https://doi.org/10.1017/S0954579400007318 Fisher, A. J., Medaglia, J. D. ve Jeronimus, B. F. (2018). Lack of group-to-individual generalizability is a threat to human subjects research. Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, 115(27), E6106–E6115. https://doi.org/10.1073/pnas.1711978115

Frach, L., Jami, E. S., McAdams, T. A., Dudbridge, F. ve Pingault, J.-B. (2023). Causal inference methods for intergenerational research using observational data. Psychological Review, 130(6), 1688–1703. https://doi.org/10.1037/rev0000419

Johnson, S. B., Blum, R. W. ve Giedd, J. N. (2009). Adolescent maturity and the brain: The promise and pitfalls of neuroscience research in adolescent health policy. Journal of Adolescent Health, 45(3), 216–221. https://doi.org/10.1016/j.jadohealth.2009.05.016

Sroufe, L. A., Coffino, B. ve Carlson, E. A. (2010). Conceptualizing the role of early experience: Lessons from the Minnesota Longitudinal Study. Developmental Review, 30(1), 36–51. https://doi.org/10.1016/j.dr.2009.12.002