Modül 01 · Gelişim Psikolojisi Nedir, Ne Değildir?

← Modül 01 · Gelişim Psikolojisi Nedir, Ne Değildir?

Psikall Anlatısı

Çocukluktan Yaşlılığa: Yaşam Boyu Gelişim

~8 dk okuma

Bir çocuğun konuşmaya başlamasını, bir ergenin kimliğini sorgulamasını veya ilk kez okula giden birinin yeni beceriler edinmesini gelişim olarak görmek kolaydır. Aynı sözcüğü kırk yaşında yaşamındaki öncelikleri yeniden düzenleyen, altmış yaşında bakım veren bir role geçen ya da ileri yaşlarda değişen bedensel olanaklarına uyum sağlayan biri için kullanmak ise daha az alışıldık gelebilir. Bunun nedeni, gelişimi çoğu zaman büyüme, ilerleme ve yetişkinliğe hazırlanmayla özdeşleştirmemizdir.

Oysa yetişkinlik, gelişimin ulaştığı son ve değişmez biçim değildir. İnsan yaşamında bazı değişimler çocuklukta daha hızlı ve görünür olabilir; fakat düşünme, kişilik, duygular, ilişkiler, toplumsal roller ve gündelik işlevler yaşamın sonraki dönemlerinde de değişebilir veya yeni biçimlerde süreklilik gösterebilir. Yaşam boyu gelişim yaklaşımı, bu dönemleri birbirinden kopuk kutular olarak değil, daha önce yaşananlarla daha sonra yaşanacakların bağlantı kurduğu tek bir gelişim sürecinin parçaları olarak inceler.

Yetişkinlik bir bitiş çizgisi değildir

Gelişim psikolojisinin uzun süre çocuklukla yakın biçimde anılması tesadüf değildir. Yaşamın ilk yıllarında beden, dil, hareket, düşünme ve sosyal ilişkilerde kısa sürede büyük değişimler görülür. Çocukluk ayrıca yetişkinlikteki birçok özelliğin temellerinin atıldığı önemli bir dönemdir. Fakat çocukluğun önemli olması, diğer yaş dönemlerinin yalnızca çocuklukta kurulmuş bir yapının tekrarından ibaret olduğu anlamına gelmez.

Baltes vd. (2006), yaşam boyu psikolojinin temel varsayımlarından birini açık biçimde belirtir: Gelişim yetişkinliğe veya olgunluğa ulaşıldığında tamamlanmaz; döllenmeden ileri yaşlara kadar uzanır. Bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi dönemlerin her biri kendine özgü gelişimsel sorular taşır ve yaşamın geçmişi, bugünü ile geleceği arasındaki örgütlenmeye farklı biçimlerde katkıda bulunur (ss. 569–570).

Buradaki “kendine özgü gelişimsel gündem” ifadesi, herkesin belirli bir yaşta yerine getirmesi gereken evrensel bir görev listesi bulunduğu anlamına gelmez. Daha çok, farklı yaşam dönemlerinde araştırılması gereken koşulların ve uyum sorunlarının değişebildiğini anlatır. Bir bebek için bakım verenle etkileşim ve hareket olanakları öne çıkabilirken yetişkinlikte çalışma, yakın ilişkiler, bakım verme veya sağlıkla ilgili değişimler önem kazanabilir. Üstelik aynı yaşta bulunan herkes aynı rollere sahip değildir ve aynı sorunlarla karşılaşmaz.

Bu bakış, gelişimin yönünü de değiştirir. Çocukluk yalnızca yetişkinliğe hazırlık, yetişkinlik çocukluktaki kazanımları kullanma dönemi, yaşlılık ise bu kazanımları yitirme süreci olarak anlatılamaz. Her dönem, daha önceki deneyimlerin izlerini taşırken yeni koşulların ve yeni kararların ortaya çıkmasına da sahne olur.

Yaşam dönemleri birbirine bağlıdır

Yaşam boyu yaklaşım, bir dönemi anlamak için yalnızca o döneme bakmanın her zaman yeterli olmadığını vurgular. Çocuklukta edinilen alışkanlıklar, karşılaşılan güçlükler ve ulaşılan olanaklar daha sonraki yaşamla bağlantılı olabilir. Benzer biçimde yetişkinlikteki sağlık davranışları, ilişkiler ve çalışma koşulları ileri yaşlardaki işlevsellikle ilişki kurabilir. Bu, geçmişin geleceği değişmez biçimde belirlediği anlamına gelmez. Gelişimsel araştırmanın görevi, erken ve geç dönemler arasındaki bağlantıların hangi koşullarda güçlendiğini, zayıfladığını veya farklı bir yöne gidebildiğini incelemektir.

Baltes vd. (2006), yaşam boyu araştırmanın amaçları arasında erken ve geç gelişimsel olaylar arasındaki bağlantıları belirlemeyi sayar. Bu bağlantı yalnızca tek kişinin zaman içindeki değişiminde görülmez. Yetişkinler çocukların gelişiminde bakım veren, öğretmen veya toplumsallaştırıcı kişiler olarak rol oynarken kendileri de değişmeye devam eder. Dolayısıyla bir çocuk ile yetişkin arasındaki ilişki, “gelişen çocuk” ile “tamamlanmış yetişkin” arasındaki tek yönlü bir etkileşim değildir. Farklı gelişim dönemlerindeki iki insanın karşılıklı olarak birbirinin yaşamına katıldığı bir süreçtir.

Bu nedenle yaşam çizgisini birbirinden bağımsız bölümlere ayırmak bazı önemli bağlantıları görünmez kılabilir. Çocukluğu anlamak için bakım veren yetişkinlerin koşullarını; yaşlılığı anlamak için de kişinin daha önceki yaşam deneyimlerini, ilişkilerini ve kaynaklarını dikkate almak gerekebilir. Yaşam dönemleri aynı değildir, fakat birbirlerinden de bağımsız değildir.

Araştırma bulgusu

Çocukluk ve ergenlik gelişim araştırmalarında uzun süredir merkezi bir yere sahiptir. Yaşlılık da gerontolojinin gelişmesiyle ayrı bir araştırma alanı hâline gelmiştir. İkisinin arasında kalan orta yetişkinlik ise kimi zaman genç yetişkinlikten yaşlılığa geçişte fazla değişimin olmadığı bir bekleme dönemi gibi ele alınmıştır. Lachman vd. (2015), orta yaşın araştırmalarda yaşamın erken ve geç dönemlerine kıyasla daha az dikkat gördüğünü, oysa büyüme ile kaybın kesiştiği önemli bir dönem olduğunu savunur. Orta yaş için sık kullanılan sınır yaklaşık kırk ile altmış yaş arasıdır; ancak bu sınırlar kesin değildir. Lachman vd. (2015), sağlık, iyi oluş ve işlevsellik bakımından aynı yaş grubundaki insanlar arasında büyük farklılıklar bulunduğunu belirtir. Bu nedenle orta yetişkinliği yalnızca kronolojik yaşla tanımlamak yerine kişinin üstlendiği roller, yaşam olaylarının zamanlaması ve biriktirdiği deneyimler de dikkate alınabilir. Kırk beş yaşındaki iki insan yalnızca aynı sayıda yıl yaşamış olmaları nedeniyle aynı gelişimsel konumda sayılmaz. Orta yetişkinlikte bazı özellikler güçlenirken bazıları daha fazla çaba gerektirmeye başlayabilir. Kişi işinde deneyim kazanabilir, ilişkilerinde daha seçici kararlar verebilir veya duygularını daha etkili düzenleyebilir; aynı zamanda fiziksel sağlıkla ilgili yeni sınırlamalarla, yoğun sorumluluklarla ya da gelecek zamanın daha sınırlı olduğuna ilişkin farkındalıkla karşılaşabilir. Bu dönemi yalnızca “orta yaş krizi” gibi tek bir kalıpla açıklamak, hem insanlar arasındaki çeşitliliği hem de aynı kişide bir arada bulunabilen kazanım ve güçlükleri gözden kaçırır. Orta yaş ayrıca kuşaklar arasında bağlantı kurulan bir dönem olabilir. Bazı yetişkinler aynı anda çocuklarına destek verir, yaşlanan yakınlarının bakımına katılır, çalışma yaşamında sorumluluk üstlenir veya daha genç kişilere rehberlik eder. Bu roller herkes için geçerli değildir ve bakım verme deneyimi romantikleştirilmemelidir; destek, zaman ve ekonomik kaynaklar yetersiz olduğunda ağır bir yük oluşturabilir. Yine de orta yetişkinlikte alınan kararların ve karşılaşılan koşulların yalnızca bireyi değil, daha genç ve daha yaşlı kuşakları da etkileyebilmesi bu dönemin yaşam çizgisindeki merkezi yerini gösterir (Lachman vd., 2015).

Yaşlılık tek yönlü bir gerileme dönemi değildir

Yaşlılığı gelişimin dışına iten bir başka varsayım, gelişmeyi her alanda artışla eşitlemektir. İleri yaşlarda bazı fiziksel, duyusal ve bilişsel kapasitelerde kayıplar görülebilir. Kronik hastalıklar, hareket sınırlılıkları, yakınların kaybı ve toplumsal olanakların daralması gündelik yaşamı güçleştirebilir. Bunları yok sayarak yaşlılığı yalnızca yeni fırsatlar dönemi gibi göstermek bilimsel açıdan da insani açıdan da doğru olmaz.

Fakat kayıpların varlığı, yaşlılıktaki bütün psikolojik işlevlerin aynı yönde değiştiğini göstermez. Charles ve Carstensen (2010), yaşlanmada biyolojik, fizyolojik ve bazı bilişsel kapasitelerdeki azalmalarla birçok yaşlı yetişkinin bildirdiği görece yüksek duygusal iyi oluşun bir arada bulunabildiğini gösteren araştırmaları derler. Duygusal deneyim daha öngörülebilir hâle gelebilir, olumsuz duyguların sıklığı bazı yaş aralıklarında azalabilir ve insanlar kendileri için daha anlamlı ilişkilere öncelik verebilir.

Yaş ilerledikçe sosyal ağların küçülmesi de otomatik olarak yalnızlaşma anlamına gelmez. Charles ve Carstensen (2010), bu daralmanın bir bölümünün daha az anlamlı ve çevresel ilişkiler yerine duygusal açıdan yakın ilişkilere yatırım yapılmasıyla bağlantılı olabileceğini belirtir. Yakın ilişkilerin sayısı görece korunurken daha yüzeysel ilişkiler azalabilir. Ancak sosyal ağın kişinin ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar küçülmesi izolasyon riski yaratır. Bu nedenle az ilişki daha iyidir gibi genel bir sonuç çıkarılamaz; ilişkinin niteliği, kişinin tercihi ve ulaşabildiği destek birlikte değerlendirilmelidir.

Duygusal iyi oluşta yaşla birlikte görülebilen olumlu örüntüler de herkes için geçerli bir güvence değildir. Sağlık kayıpları, yoksulluk, ayrımcılık, yalnızlık ve uzun süreli kontrol edilemeyen stres kişinin uyum olanaklarını ciddi biçimde sınırlandırabilir. Charles ve Carstensen (2010), yaşla birlikte gelişebilen öz düzenleme becerileri ile azalan fiziksel rezervlerin birlikte düşünülmesi gerektiğini vurgular. Başka bir ifadeyle yaşlılık ne yalnızca çöküştür ne de kendiliğinden huzur getiren bir dönemdir. Farklı işlevlerin farklı yönlerde değişebildiği, olanaklarla sınırlılıkların birlikte bulunduğu bir gelişim dönemidir.

Büyüme, sürdürme ve kayıpları yönetme

Yaşam boyu gelişim yaklaşımı, bütün yaş dönemlerinde aynı ölçüde büyüme gerçekleştiğini savunmaz. Baltes vd. (2006), gelişimsel kaynakların yaşam boyunca üç genel işleve yöneldiğini öne sürer: daha yüksek bir işlev düzeyine ulaşmaya yönelik büyüme, mevcut işlev düzeyini koruma veya bir güçlükten sonra geri kazanma anlamındaki sürdürme ve eski düzeye dönmenin mümkün olmadığı durumlarda yeterli işlevi yeni koşullara göre düzenlemeyi içeren kayıpları yönetme.

Çocukluk ve erken yetişkinlikte kaynakların daha büyük bir bölümü yeni kapasitelere ulaşmaya ayrılabilir. İlerleyen dönemlerde mevcut işlevleri sürdürmek ve kayıpları düzenlemek daha fazla önem kazanabilir. Örneğin bir kişi görme gücündeki azalma nedeniyle daha güçlü aydınlatma, yardımcı teknoloji veya başkalarının desteğini kullanarak bağımsızlığını başka bir biçimde koruyabilir. Burada gelişim, kaybı ortadan kaldırmak değil; değişen koşullarda işlevselliği yeniden düzenlemektir.

Bu genel örüntü katı bir yaş yasası değildir. Baltes vd. (2006) de yaş, incelenen işlev, bireysel özellikler ve bağlam arasındaki farklılıklar nedeniyle bunun göreli bir olasılık olarak anlaşılması gerektiğini özellikle belirtir (ss. 578–580). Bir yetişkin yeni bir alanda başlangıç düzeyinden büyüme gösterebilir; bir çocuk ise hastalık veya çevresel yoksunluk nedeniyle kaynaklarının önemli bölümünü mevcut işlevlerini korumaya ayırabilir. Hangi değişimin kazanım, hangisinin kayıp sayıldığı da yalnızca yaşa değil, kişinin hedeflerine ve kültürel değerlere bağlı olabilir.

Yetişkinlikte veya yaşlılıkta ortaya çıkan hangi değişimler yeni bir kazanım, hangileri mevcut işlevi sürdürme, hangileri de bir kaybı yönetme örneği olabilir?

Bölüm özeti

Bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi dönemler gelişimsel araştırmayı düzenlemek için yararlıdır. Belirli biyolojik değişimlerin, toplumsal beklentilerin ve yaygın yaşam geçişlerinin ne zaman ortaya çıkabileceğine ilişkin ortak bir dil sağlar. Fakat bu dönemler insanlar arasında aynı gün başlayan, aynı içeriğe sahip ve aynı sonuçla biten doğal kutular değildir. Kronolojik yaş, zaman içindeki konumu gösterir; tek başına değişimin nedenini açıklamaz. Aynı yaştaki insanlar sağlık, eğitim, ekonomik koşullar, aile rolleri, kültürel beklentiler ve tarihsel olaylar bakımından farklı yaşamlar sürdürebilir. Bu nedenle gelişim psikolojisi yalnızca “Bu yaşta ne olur?” diye sormamalıdır. “Kim için, hangi koşullarda, hangi işlevde, ne tür bir değişim görülür?” sorularını da sormalıdır. Yaşam boyu bakışın asıl katkısı, çocukluğun önemini azaltmak değil, insan gelişiminin geri kalanını da görünür kılmaktır. Yetişkinlik tamamlanmış bir son ürün, yaşlılık ise gelişimin sona erdiği bir çözülme dönemi değildir. Yaşamın her döneminde değişim ile süreklilik, kazanım ile kayıp ve bireysel olanaklar ile çevresel sınırlılıklar farklı dengelerde bir araya gelir. Gelişimi anlamak, bu dönemlerden yalnızca birini büyütmekten çok aralarındaki bağlantıları izlemeyi gerektirir.

Kaynaklar

Baltes, P. B., Lindenberger, U. ve Staudinger, U. M. (2006). Life span theory in developmental psychology. W. Damon ve R. M. Lerner (Ed.), Handbook of child psychology: Theoretical models of human development içinde (6. bs., Cilt 1, ss. 569–664). Wiley. https://doi.org/10.1002/9780470147658.chpsy0111

Charles, S. T. ve Carstensen, L. L. (2010). Social and emotional aging. Annual Review of Psychology, 61, 383–409. https://doi.org/10.1146/annurev.psych.093008.100448

Lachman, M. E., Teshale, S. ve Agrigoroaei, S. (2015). Midlife as a pivotal period in the life course: Balancing growth and decline at the crossroads of youth and old age. International Journal of Behavioral Development, 39(1), 20–31. https://doi.org/10.1177/0165025414533223