Psikall Anlatısı
Görünmeyen Zihni Nasıl Araştırabiliriz?
~8 dk okuma
Bir kişiye kısa bir sözcük listesi gösterildiğini ve birkaç dakika sonra karşısına çıkan sözcüklerin listede bulunup bulunmadığını sorduğumuzu düşünelim. Kişi bazı sözcükleri doğru biçimde tanır, bazılarında hata yapar ve her karar için farklı bir süreye ihtiyaç duyar. Araştırmacının görebildiği sonuçlar bunlardır: ekranda sunulan sözcük, verilen yanıt, yanıtın doğruluğu ve geçen süre.
Kişinin sözcüğü zihninde nasıl aradığı, onu ayrıntılarıyla hatırlayıp hatırlamadığı veya yalnızca tanıdık bulduğu ise doğrudan gözlenemez. Bellek, dikkat ve karar verme bir ekranda beliren nesneler değildir. Yine de bu süreçler hakkında bilimsel araştırma yapılabilir. Bunun için gözlenen davranış ile davranışı açıklamak üzere öne sürülen zihinsel süreç arasında açık, sınanabilir ve gerektiğinde değiştirilebilir bir bağ kurulması gerekir.
Doğrudan görememek, araştırılamaz olmak değildir
Bilim yalnızca doğrudan görülebilen olayları betimlemez. Gözlenebilen sonuçlardan hareketle doğrudan gözlenemeyen süreçler hakkında çıkarımlar da geliştirir. Bilişsel psikolojide bu çıkarımlar; uyaranların nasıl düzenlendiği, kişiden hangi yanıtın istendiği ve koşullar değiştiğinde performansın nasıl farklılaştığı üzerinden kurulur.
Buradaki temel ayrım, veri ile açıklamanın aynı şey olmamasıdır. Bir kişinin bir sözcüğe yanlış yanıt vermesi gözlenebilir bir veridir. Bu hatanın bellekteki bilginin zayıflamasından kaynaklandığı ise bilişsel bir açıklamadır. Açıklama makul olabilir, fakat verinin içinde hazır hâlde bulunmaz. Kişi soruyu yanlış anlamış, benzer sözcükleri karıştırmış, yanıt verirken acele etmiş veya o anda başka bir uyarana yönelmiş de olabilir.
Bu nedenle bilişsel psikoloji davranıştan zihne gelişigüzel bir geçiş yapmaz. Önce hangi açıklamaların mümkün olduğu belirlenir. Ardından bu açıklamaların farklı koşullarda hangi sonuçları öngördüğü sorulur. Araştırma, öngörüler ile gözlenen örüntünün ne ölçüde uyuştuğunu sınar.
Bilişsel çıkarım
Bilişsel çıkarım, gözlenebilir davranışlardan ve deneysel koşullar arasındaki düzenli farklardan hareketle doğrudan gözlenemeyen zihinsel süreçler hakkında sınanabilir bir sonuca ulaşma işlemidir. Bu sonuç kesin bir görüntü değil, belirli kanıtlar altında desteklenen bir açıklamadır.
Bir çıkarımın bilimsel değer kazanması için hangi gözleme dayandığının, hangi varsayımları kullandığının ve hangi bulgular karşısında zayıflayacağının açık olması gerekir. Açıklamanın yalnızca mevcut sonucu anlatması yetmez; henüz gözlenmemiş koşullar için de beklenti üretmesi gerekir.
| Temel işlev | Bellek görevinden örnek | Ne söylemez? | |
|---|---|---|---|
| Gözlem | Araştırmada doğrudan kaydedilen olayı belirtir. | Katılımcı sözcüğün eski olduğunu seçti ve 820 milisaniyede yanıt verdi. | Bu yanıtın hangi zihinsel süreçle üretildiğini tek başına göstermez. |
| Bilişsel çıkarım | Gözlenen örüntünün olası zihinsel anlamını açıklar. | Daha önce görülen sözcük, görülmeyen sözcüğe göre daha kolay ayırt edilmiş olabilir. | Olası açıklamanın tek ve kesin açıklama olduğunu göstermez. |
| Model | Sürecin nasıl işlediğini belirli varsayımlar ve ilişkilerle açıklar; sınanabilir öngörüler üretir. | Daha önce görülen sözcük, görülmeyen sözcüğe göre daha kolay ayırt edilmiş olabilir. | Modelin zihnin birebir kopyası olduğunu veya bütün koşullarda geçerli kalacağını göstermez. |
Bu üç düzey birbirinin yerine geçmez. Gözlem olmadan çıkarım dayanaksız kalır; çıkarım olmadan veri yalnızca kaydedilmiş bir sonuçtur. Model ise gözlemler ile açıklama arasında daha açık bir yapı kurar. Hangi koşulun hangi sonucu üretmesi gerektiğini gösterdiği ölçüde araştırılabilir hâle gelir.
Koşulları değiştirmek olası açıklamaları sınar
Tek bir kişinin tek bir görevde verdiği yanıt, zihinsel işleyiş hakkında sınırlı bilgi sağlar. Bilişsel deneylerin gücü, koşulların amaçlı biçimde değiştirilmesinden gelir. Araştırmacı iki koşul arasında yalnızca belirli bir özelliği değiştirmeye çalışır ve bu değişikliğin davranışta öngörülen farkı oluşturup oluşturmadığına bakar.
Bellek örneğinde sözcüklerin gösterilme süresi değiştirilebilir. Bir koşulda her sözcük daha uzun, diğer koşulda daha kısa süreyle sunulabilir. Eğer daha uzun sunum belirli bir kuramın öngördüğü biçimde tanıma performansını artırıyorsa bu bulgu, bilginin işlenmesi için ayrılan zamanın sonraki kararla ilişkili olduğu açıklamasını destekler. Yine de sonuç tek başına bütün süreci açıklamaz. Uzun sunum dikkatin sürdürülmesini, sözcüğün tekrarlanmasını veya başka bilgilerle ilişkilendirilmesini de değiştirmiş olabilir.
Deneysel karşılaştırma bu belirsizliği bütünüyle ortadan kaldırmaz; olası açıklamaların alanını daraltır. Yeni çalışmalar, ilk deneyin açık bıraktığı seçenekleri birbirinden ayıracak başka koşullar kurar. Bilimsel açıklama çoğu zaman tek bir belirleyici deneyden değil, alternatiflerin aşamalı biçimde sınanmasından doğar.
Aynı doğru yanıt, farklı zihinsel yollar
Ece ve Mert bir tanıma belleği görevinde aynı sözcüğe doğru yanıt verir. Sonuç tablosunda ikisinin de hanesine bir doğru yazılır. Ancak bu ortak sonuç, sözcüğü aynı biçimde hatırladıklarını göstermez.
Ece sözcüğün listenin başında bulunduğunu ve yanında hangi sözcüğün yer aldığını hatırlamış olabilir. Mert ise sözcüğün geçtiği ana ilişkin hiçbir ayrıntıyı geri getiremediği hâlde onu tanıdık bulmuş olabilir. İkisinden biri kararından oldukça emin, diğeri ise iki seçenek arasında tahmin yapmış da olabilir. Dışarıdan aynı görünen doğru yanıt, farklı bilgi kaynaklarının ve karar yollarının ürünü olabilir.
Araştırmacı bu olasılıkları yalnızca katılımcıların zihnini tahmin ederek ayırmaz. Yanıta duyulan güveni sorabilir, hatırlanan bağlamsal ayrıntıları inceleyebilir veya eski ve yeni sözcüklerin özelliklerini sistemli biçimde değiştirebilir. Her ek ölçüm ve koşul, belirli açıklamalara destek sağlarken bazı alternatifleri daha az olası hâle getirebilir.
Zihinsel işlemlerin zamanı davranıştan çıkarılabilir mi?
Franciscus Donders, 19. yüzyılda farklı tepki görevlerini karşılaştırarak doğrudan gözlenemeyen zihinsel işlemlerin süresi hakkında çıkarım yapılabileceğini savundu. Basit bir uyarana yanıt verme ile uyaranı ayırt edip uygun yanıtı seçme gibi görevler arasındaki süre farklarını kullandı. Çalışmasının İngilizce çevirisi 1969 yılında Acta Psychologica dergisinde yayımlandı (Donders, 1868/1969).
Saul Sternberg (1969), bu yaklaşımı geliştirerek deneysel etkenlerin bilgi işlemenin farklı aşamalarını nasıl etkileyebileceğine ilişkin daha açık sınamalar önerdi. Bu çalışmaların önemi yalnızca zihinsel işlemlere süre biçmek değildir. Daha temel katkıları, gözlenebilir bir davranışın ancak görevler arasındaki düzenli farklar ve açık varsayımlar üzerinden zihinsel bir açıklamaya bağlanabileceğini göstermeleridir.
Bu yöntemler kusursuz bir pencere sunmaz. Bir göreve yeni bir işlem eklendiğinde diğer işlemlerin değişmeden kaldığı gibi varsayımlar her durumda doğru olmayabilir. Dolayısıyla elde edilen süre farkı, zihinde gerçekleşen tek bir işlemin değişmez süresi olarak alınamaz. Tarihsel örnek yine de bilişsel psikolojinin temel mantığını açıkça gösterir: Zihinsel süreç doğrudan görülmez; kontrollü karşılaştırmalardan hareketle araştırılır.
Model, veriye verilen yeni bir ad değildir
Bir katılımcının zor koşulda daha geç yanıt verdiğini gözleyip bunun görevin daha zor olmasından kaynaklandığını söylemek, sonucu büyük ölçüde yeniden adlandırır. İyi bir bilişsel model bundan daha fazlasını yapmalıdır. Zorluğun hangi işlemde ortaya çıktığını, bu değişimin doğruluk ve yanıt süresine nasıl yansımasını beklediğini ve hangi bulgunun açıklamayla uyuşmayacağını belirtmelidir.
Modeller sözel, matematiksel veya bilgisayar üzerinde çalışan biçimlerde kurulabilir. Biçimleri ne olursa olsun ortak görevleri, gözlenen sonuçları zihinsel süreçlerle tutarlı bir ilişki içinde açıklamaktır. Frank ve Badre (2015), bilişsel modellerin gözlenebilir davranış ile doğrudan gözlenemeyen süreçler arasında kurduğu bağlantının, beyin verilerinin anlamlandırılması için de gerekli olduğunu vurgular. Hangi zihinsel işlemin araştırıldığı açık değilse biyolojik ölçüm de kendi başına o işlemi tanımlayamaz.
Bir modelin desteklenmesi, onun zihnin son ve eksiksiz açıklaması olduğu anlamına gelmez. Aynı veri örüntüsünü birden fazla model açıklayabilir. Araştırmacılar bu durumda modellerin farklılaştığı koşulları bulmaya ve rakip öngörüleri karşılaştırmaya çalışır. Yeni bulgular geldikçe modelin bazı varsayımları korunabilir, değiştirilebilir veya bütünüyle terk edilebilir.
Ölçüm ile zihinsel süreç arasındaki bağ sınanmalıdır
Bir göreve bellek görevi adının verilmesi, elde edilen puanın yalnızca belleği yansıttığını garanti etmez. Yönergeyi anlamak, dikkati sürdürmek, uygun yanıtı seçmek ve bu yanıtı vermek de performansa katkıda bulunur. Bu ayrıntının kapsamlı sonuçları Modül 1’in altıncı parçasında ele alınacaktır. Burada korunması gereken temel sınır şudur: Ölçüm, araştırılan zihinsel sürecin kendisi değil, o süreç hakkında kanıt sağlaması beklenen gözlenebilir bir göstergedir.
Cronbach ve Meehl (1955), bir test puanı gözlenemeyen bir psikolojik özelliğin ölçüsü olarak yorumlandığında doğrulanması gereken şeyin yalnızca testin çalışması değil, puandan özelliğe yapılan çıkarım olduğunu belirtir. Bu çıkarım; farklı deneylerden, başka ölçümlerle kurulan ilişkilerden ve kuramsal öngörilerden gelen kanıtlarla değerlendirilir. Bir ölçümün güvenilir biçimde sonuç üretmesi önemlidir, fakat bu sonuçların önerilen zihinsel süreci temsil ettiğini ayrıca göstermek gerekir.
Yanlış anlama uyarısı
Bir deneyde koşullar arasında fark bulunması, araştırmacının verdiği bilişsel açıklamayı otomatik olarak doğrulamaz. Bulgu ölçüm hatasından, beklenmeyen bir görev özelliğinden veya rakip bir zihinsel süreçten kaynaklanabilir. Fark bulunmaması da araştırılan sürecin var olmadığını tek başına göstermez; kullanılan görev ilgili değişime yeterince duyarlı olmayabilir. Bu nedenle bilimsel yorum yalnızca sonucun istatistiksel olarak farklı olup olmadığına dayanmaz. Görevin nasıl kurulduğu, alternatif açıklamaların nasıl sınandığı, bulgunun tekrar edilip edilmediği ve farklı yöntemlerin benzer bir sonuca ulaşıp ulaşmadığı birlikte değerlendirilir. Kanıt güçlendikçe bazı açıklamalara duyulan güven artar; fakat gözlenen veri ile zihinsel süreç arasındaki ayrım ortadan kalkmaz.
Farklı yollar aynı açıklamada buluştuğunda
Bir bilişsel süreç yalnızca tek bir görevle araştırıldığında, bulunan örüntünün göreve özgü bir özellikten doğup doğmadığını anlamak güçtür. Aynı açıklama farklı görevlerde, farklı ölçümlerde ve farklı deneysel değişikliklerde benzer öngörüler üretiyorsa alternatiflerin alanı daralır.
Garner, Hake ve Eriksen (1956), algı gibi doğrudan gözlenemeyen bir kavramın özelliklerini tek bir işleme eşitlemek yerine birbirine yaklaşan farklı işlemler üzerinden araştırmayı önerdi. Yakınsayan işlemler olarak anılan bu yaklaşımda amaç, aynı sonucu defalarca üretmekten ibaret değildir. Bir yöntemin açık bıraktığı alternatif açıklamayı başka bir yöntemin sınayabilmesi gerekir.
Örneğin dikkatle ilgili bir açıklama yalnızca bir görsel arama görevindeki yanıt süreleriyle değil, hata örüntüleri, göz hareketleri veya görevin farklı biçimleriyle de uyumlu sonuçlar veriyorsa daha geniş bir kanıt tabanı oluşur. Bu kanıtların hiçbirinin tek başına zihinsel sürecin doğrudan görüntüsü olması gerekmez. Güçleri, aynı açıklamaya farklı yönlerden bağlanmalarından gelir.
Bir kişi bir bellek görevinde yanlış yanıt verdiğinde doğrudan gözlediğimiz şey nedir? Bu hatayı açıklayabilecek en az üç farklı zihinsel veya durumsal olasılık düşünüldüğünde, bu olasılıkları birbirinden ayırmak için görevde hangi koşullar değiştirilebilir?
Davranıştan zihne kurulan bilimsel köprü
Bilişsel psikoloji zihinsel süreçleri doğrudan gözlemez. Uyaranları, yanıtları, hataları ve davranışın zaman içindeki değişimini gözler; bu verileri kullanarak zihinsel işleyiş hakkında sınanabilir çıkarımlar geliştirir. Gözlenen sonuç, bilişsel açıklama ve model aynı şey değildir. Aralarındaki bağ açık varsayımlar ve deneysel öngörülerle kurulmalıdır.
Koşulların kontrollü biçimde değiştirilmesi, rakip açıklamaların birbirinden ayrılmasına yardımcı olur. Tek bir bulgu çoğu zaman bir zihinsel süreci kanıtlamaz; farklı görevlerden ve ölçümlerden gelen kanıtların aynı açıklama çevresinde birleşmesi güveni artırır. Bir sonraki parçada, bu araştırma mantığının bilişsel psikolojinin tarihsel gelişimi içinde nasıl ortaya çıktığı ele alınacaktır.
Kaynaklar
Cronbach, L. J. ve Meehl, P. E. (1955). Construct validity in psychological tests. Psychological Bulletin, 52(4), 281–302. https://doi.org/10.1037/h0040957
Donders, F. C. (1969). On the speed of mental processes (W. G. Koster, Çev.). Acta Psychologica, 30, 412–431. https://doi.org/10.1016/0001-6918(69)90065-1 (Özgün çalışma 1868–1869 yıllarında yayımlanmıştır.)
Frank, M. J. ve Badre, D. (2015). How cognitive theory guides neuroscience. Cognition, 135, 14–20. https://doi.org/10.1016/j.cognition.2014.11.009
Garner, W. R., Hake, H. W. ve Eriksen, C. W. (1956). Operationism and the concept of perception. Psychological Review, 63(3), 149–159. https://doi.org/10.1037/h0042992
Sternberg, S. (1969). The discovery of processing stages: Extensions of Donders’ method. Acta Psychologica, 30, 276–315. https://doi.org/10.1016/0001-6918(69)90055-9
