Psikall Anlatısı
Bilişsel Psikoloji Bir Anda mı Doğdu?
~8 dk okuma
Bilişsel psikolojinin tarihi çoğu zaman kolay hatırlanan bir sıraya dönüştürülür. Önce davranışçılığın zihni bilimsel araştırmanın dışına çıkardığı, ardından 1950’lerde birkaç önemli çalışmanın bu sınırı yıktığı ve son olarak bilişsel psikolojinin ortaya çıktığı anlatılır. Bu sıralama, alanın yön değiştirdiğini göstermesi bakımından yararlıdır; ancak gerçek tarih bundan daha dağınık ve daha yavaştır.
Zihinle ilgili sorular 1950’lerde ilk kez sorulmadı. Davranışçılık da tek bir görüşten oluşmadı ve bilişsel yaklaşımlar güç kazandığında bütünüyle ortadan kalkmadı. Değişen şey, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki deneysel psikolojide hangi soruların meşru kabul edildiği ve gözlenen davranışın hangi tür kuramsal kavramlarla açıklanabildiğiydi. Bellek, dikkat, dil ve problem çözme gibi konular giderek doğrudan araştırma programlarının merkezine yerleşti.
Devrim ifadesi neyi anlatıyor?
Bilişsel devrim ifadesi, 20. yüzyılın ortalarında zihinsel süreçlerin deneysel psikolojide yeniden merkezi bir konum kazanmasını anlatır. Araştırmacılar yalnızca uyaranlar ile gözlenebilir tepkiler arasındaki düzenlilikleri betimlemekle yetinmeyip bu düzenlilikleri üretebilecek iç süreçleri, temsilleri ve işlem aşamalarını açık modellerle tartışmaya başladı. Bilgi işleme dili de farklı araştırma alanlarının ortak sorunlar çevresinde buluşmasını kolaylaştırdı.
Bu dönüşüm önemsiz değildi. Yine de devrim sözcüğü, yıllara yayılan değişimi tek bir kopuş anı varmış gibi gösterebilir. Mandler’ın (2002) tarihsel değerlendirmesine göre değişim farklı alt alanlarda yaklaşık on ila on beş yıl içinde, yavaş ve parçalı biçimde gerçekleşti. Tek bir başlangıç noktası veya bütün hareketi yöneten tek bir isim bulunmuyordu. Miller (2003) ise dönüşümü doğrudan yaşamış bir araştırmacı olarak 1950’lerin önemini vurgularken 1956’nın çevresindeki yıllardan yalnızca biraz daha yoğun bir yıl olduğunu da belirtir.
| Ani devrim anlatısı | Tarihsel Tablo | |
|---|---|---|
| Başlangıç | Bilişsel psikoloji belirli bir yılda veya tek bir olayla doğmuştur. | Dönüşüm, farklı alt alanlarda 1950’ler ve 1960’lar boyunca farklı hızlarda ilerlemiştir. |
| Öncesi | Davranışçılık döneminde zihinle ilgili araştırmalar tamamen durmuştur. | Zihin, bellek ve düşünme çalışmaları farklı ülkelerde ve bazı araştırma geleneklerinde sürmüş; Amerikan davranışçılığının içinde de farklı görüşler bulunmuştur. |
| Başlıca aktörler | Birkaç psikolog eski yaklaşımı yıkarak yeni alanı kurmuştur. | Psikoloji, dilbilim, bilgisayar çalışmaları, iletişim kuramı ve sinirbilim çevresindeki çok sayıda araştırmacı farklı sorunlardan hareketle ortak bir yönelim oluşturmuştur. |
| Değişimin biçimi | Eski yaklaşım bir anda yanlışlanmış ve yerini yenisine bırakmıştır. | Bazı araştırma soruları ve açıklama biçimleri giderek daha verimli bulunmuş; davranışçı yaklaşımlar ise başka alanlarda etkisini sürdürmüştür. |
| Sonuç | Bilişsel psikoloji tamamlanmış ve tek biçimli bir paradigma olarak ortaya çıkmıştır. | Alan ortak bir ad ve araştırma dili kazanmış, fakat zihnin nasıl açıklanacağına ilişkin tartışmalar devam etmiştir. |
Bilişsel devrim ifadesinden vazgeçmek zorunda değiliz. Ancak bu ifadeyi bir doğum tarihi gibi değil, araştırma sorularının, kavramların ve disiplinler arası ilişkilerin yeniden düzenlendiği bir dönem adı olarak kullanmak daha isabetlidir.
Zihin araştırmaları bütünüyle kaybolmamıştı
Davranışçılık 20. yüzyılın ilk yarısında özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki deneysel psikoloji üzerinde güçlü bir etki kurdu. Gözlenebilir davranışa yönelmek, denetlenebilir deneyler ve ölçülebilir sonuçlar üretmek bakımından önemli bir bilimsel program sundu. Bununla birlikte davranışçılık, bütün psikolojiyi aynı ölçüde ve dünyanın her yerinde belirlemedi. Mandler (2002) ve Miller (2003), Britanya’da Frederic Bartlett’ın bellek ve düşünme çalışmalarının, Cenevre’de Jean Piaget’nin gelişim araştırmalarının ve başka Avrupa geleneklerinin zihinsel örgütlenmeye ilişkin soruları sürdürdüğünü hatırlatır.
Bartlett’ın 1932’de yayımlanan Remembering adlı eseri, hatırlamayı geçmişin değişmeden geri çağrılması olarak ele almadı. İnsanların önceki bilgi ve kültürel alışkanlıklarından yararlanarak geçmişi yeniden kurduğunu öne sürdü. Bu yaklaşım, daha sonra bilişsel psikolojinin merkezinde yer alacak etkin ve örgütleyici zihin fikrinin 1950’lerden önce de araştırıldığını gösterir. Bartlett bugünkü bilişsel psikolojiyi tek başına kurmadı; çalışmaları, tarihsel sürekliliğin önemli örneklerinden biridir.
Tolman’ın labirentleri neden basit bir başlangıç öyküsüne sığmaz?
Edward Tolman (1948), sıçanların labirentlerdeki davranışlarını yalnızca ardışık uyaran–tepki bağlarıyla açıklayan görüşü sorgulayan bir dizi deneyi bir araya getirdi. Hayvanların çevrenin düzenine ilişkin daha geniş bir yapı edinebileceğini anlatmak için bilişsel harita kavramını kullandı. Bu çalışma, öğrenmenin yalnızca tek tek hareketlerin pekiştirilmesiyle açıklanıp açıklanamayacağına ilişkin güçlü sorular doğurdu.
Tolman’ı davranışçılığı terk edip modern bilişsel psikolojiyi ilan eden bir araştırmacı olarak sunmak ise fazla kolaydır. Tolman kendisini amaçlı davranışçılık içinde konumlandırıyor ve başka davranışçı açıklamalarla tartışıyordu. Delmore’un (2024) tarihsel çözümlemesi, bilişsel harita kavramına günümüzdeki zihinsel temsil anlamını eksiksiz biçimde yüklemenin Tolman’ın kendi kuramsal bağlamını bozabileceğini gösterir.
Tolman’ı davranışçılığı terk edip modern bilişsel psikolojiyi ilan eden bir araştırmacı olarak sunmak ise fazla kolaydır. Tolman kendisini amaçlı davranışçılık içinde konumlandırıyor ve başka davranışçı açıklamalarla tartışıyordu. Delmore’un (2024) tarihsel çözümlemesi, bilişsel harita kavramına günümüzdeki zihinsel temsil anlamını eksiksiz biçimde yüklemenin Tolman’ın kendi kuramsal bağlamını bozabileceğini gösterir.
Davranışçılık tek bir görüş değildi ve ortadan kaybolmadı
Davranışçılığı zihinden söz eden herkesi aynı biçimde reddeden tek bir okul gibi ele almak doğru değildir. Watson, Hull, Tolman ve Skinner davranışı merkeze alsalar da kuramsal kavramların, amaçlılığın, fizyolojinin ve öğrenmenin nasıl açıklanacağı konusunda aynı görüşleri savunmadılar. Bu farklılıklar, bilişsel psikolojinin yükselişini iki homojen kamp arasındaki karşılaşma olarak anlatmayı güçleştirir.
Bilişsel yaklaşımların yaygınlaşması davranışın önemsizleştiği anlamına da gelmez. Bilişsel psikoloji zihinsel süreçler hakkındaki açıklamalarını hâlâ büyük ölçüde gözlenebilir performansa dayandırır. Davranış analizi ve öğrenme araştırmaları da bilişsel devrimden sonra varlığını sürdürmüştür. Tarihsel değişim, davranışın terk edilmesinden çok davranış ile açıklama arasına hangi kuramsal yapıların yerleştirilebileceğiyle ilgilidir.
1950’lerde neden bu kadar çok yol kesişti?
İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında iletişim, radar kullanımı, insan–makine etkileşimi ve karmaşık kararlar gibi uygulamalı sorunlar öne çıktı. Araştırmacılar, bir kişinin hangi sinyali seçtiğini, sınırlı bilgi altında nasıl karar verdiğini ve bir görevin aşamalarını nasıl düzenlediğini açıklayabilecek yeni kavramlara ihtiyaç duydu. Bilgi kuramı, sibernetik ve bilgisayar çalışmaları bu arayışa yeni bir dil sağladı.
Bilgisayarın önemi, zihnin bilgisayarla özdeş olduğunun kanıtlanması değildi. Bir sistemin bilgiyi belirli aşamalardan geçirerek dönüştürebileceği, kurallara göre işlem yapabileceği ve karmaşık bir sonuca ara adımlarla ulaşabileceği somut olarak gösterilmişti. Bu olanak, problem çözme ve dil gibi davranışların yalnızca ortaya çıkan sonuca bakılarak değil, sonucu üreten işlemler belirtilerek açıklanabileceği fikrini güçlendirdi.
Dilbilimdeki gelişmeler de aynı dönemde davranış ile açıklama arasındaki ilişkiyi yeniden tartışmaya açtı. İnsanların daha önce duymadıkları cümleleri anlayıp üretebilmesi, dil davranışının yalnızca önceden pekiştirilmiş ifadelerin toplamı olarak açıklanıp açıklanamayacağı sorusunu öne çıkardı. Psikoloji, bilgisayar çalışmaları ve dilbilim aynı kuramda hemen birleşmedi; fakat zihinsel yapı ve işlemlerden bilimsel biçimde söz edilebileceği konusunda birbirini destekleyen bir ortam oluştu.
1956 neden simgesel bir yıl oldu?
1956 yılında farklı disiplinlerde sonradan alanın simgeleri hâline gelen çalışmalar birbirine yakın tarihlerde ortaya çıktı. George Miller (1956), mutlak yargı ve kısa süreli hatırlama görevlerindeki sınırlılıkları bilgi kuramının kavramlarıyla tartıştı. Çalışma, zihinsel kapasitenin tek ve değişmez bir sayıya indirgenmesini kanıtlamadı; bilginin nasıl gruplanıp işlendiğine ilişkin yeni soruların kurulmasına yardım etti.
Aynı yıl Allen Newell ve Herbert Simon (1956), mantık önermelerini kanıtlamak için sezgisel yollar kullanan Logic Theory Machine’i tanıttı. Programın önemi bir makinenin insan zihninin aynısı olduğunu göstermesi değildi. Karmaşık problem çözmenin açık işlemler hâlinde tanımlanabileceğini ve çalışan bir sistem içinde sınanabileceğini göstermesiydi.
Miller (2003), 11 Eylül 1956’da Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde düzenlenen bilgi kuramı sempozyumunun ikinci gününü bilişsel bilimin simgesel başlangıcı olarak seçmiştir. O gün bilgisayarla problem çözme, dil yapısı, algısal tanıma ve kısa süreli bellek üzerine sunumlar aynı programda yer almıştır. Bu tarih kullanışlı bir işarettir; alanın o gün doğduğunu göstermez. Miller’ın kendi anlatısında da gelişmeler savaş yıllarından başlayan ve sonraki yıllarda süren daha geniş dalgaların parçasıdır.
Tarihte bir dönüm noktası seçmek açıklama aracıdır
Bilim tarihinde belirli bir makale, toplantı veya kitap dönüm noktası olarak seçilebilir. Böyle bir seçim, dağınık gelişmeleri anlaşılır bir sıraya koyar; fakat seçilen tarihin kendiliğinden belirleyici olduğunu kanıtlamaz. Aynı olayın önemini dönemin bütün araştırmacıları o anda fark etmemiş olabilir. Bazı çalışmalar da ancak daha sonraki kuramlar tarafından yeniden yorumlandığında kurucu bir metin görünümü kazanabilir.
Bu nedenle tarihsel bir iddia değerlendirilirken yalnızca ilk kez hangi sözcüğün kullanıldığına bakılmaz. Araştırma sorularının, yöntemlerin, kurumların, yayınların ve disiplinler arası ilişkilerin zaman içinde nasıl değiştiği birlikte incelenir. 1956, yoğun bir kesişme noktasıdır; tek başına neden değildir.
Dil tartışması tek başına bir dönemi kapatmadı
Noam Chomsky’nin (1959), B. F. Skinner’ın Verbal Behavior adlı kitabına yönelik eleştirisi bilişsel devrimin sık anılan olaylarından biridir. Chomsky, hayvan öğrenmesi çalışmalarından gelen uyaran, tepki ve pekiştirme kavramlarının insan dilinin yapısal üretkenliğini açıklamak için genişletilmesini eleştirdi. Bu tartışma, gözlenebilir dil davranışını açıklamak için hangi kuramsal yapıların gerekli olduğu sorununu belirginleştirdi.
Yine de tek bir kitap değerlendirmesinin davranışçılığı çürüttüğünü ve bilişsel psikolojiyi başlattığını söylemek doğru olmaz. Chomsky’nin metni dilbilimsel bir eleştiriydi; bütün davranışçı yaklaşımlara karşı yürütülmüş tek bir deney değildi. Ayrıca bellek, dikkat, algı ve problem çözme alanlarındaki dönüşüm eleştiriden önce başlamıştı. Metnin tarihsel önemi, devam eden daha geniş bir değişimin görünür ve etkili simgelerinden biri olmasıdır.
Neisser alanı kurmadı, ortak bir çerçevede topladı
Ulric Neisser’in 1967’de yayımlanan Cognitive Psychology adlı kitabı, algı, örüntü tanıma, dikkat, bellek, dil ve düşünme üzerine gelişen çalışmaları ortak bir başlık altında sistemli biçimde bir araya getirdi. Kitabın adı, bilişsel psikolojinin görünür ve tanınabilir bir araştırma alanı hâline gelmesinde etkili oldu.
Neisser’i bilişsel psikolojinin tek kurucusu olarak görmek, kitabın asıl tarihsel önemini küçültür. Kitap boş bir alan yaratmadı; farklı laboratuvarlarda ve disiplinlerde oluşmuş geniş birikimi seçti, düzenledi ve ilişkilendirdi. Bir bilim alanının oluşması yalnızca ilk fikrin ortaya çıkmasına bağlı değildir. Araştırmacıların ortak sorunları tanıyabilmesi, çalışmalarını birbirine bağlayabilmesi ve yeni araştırma programları kurabilmesi için ortak bir dil de gerekir.
Bilişsel psikoloji bu aşamadan sonra da tek biçimli hâle gelmedi. Zihinsel temsilin niteliği, bilgisayar benzetmesinin sınırları, biyolojik açıklamaların rolü ve günlük yaşamla laboratuvar görevleri arasındaki ilişki tartışılmaya devam etti. Alanın tarihi, tamamlanmış bir devrimden çok yöntemleri ve açıklamaları sürekli yeniden değerlendirilen bir araştırma programını gösterir.
Bir bilim alanının başlangıcını tek bir yıl veya kişiye bağlamak hangi ayrıntıları görünür kılar, hangilerini gözden kaçırır? Bartlett’ın bellek çalışmaları, Tolman’ın davranışçılık içindeki konumu, 1956’daki disiplinler arası gelişmeler ve Neisser’in kitabı birlikte düşünüldüğünde bilişsel psikolojinin başlangıcı için nasıl bir tarihsel açıklama kurulabilir?
Bir doğum anından çok, yolların birleşmesi
Bilişsel psikoloji tek bir deney, kitap veya toplantıyla ortaya çıkmadı. Zihin ve bellek araştırmaları davranışçılığın güçlü olduğu yıllarda bütünüyle kaybolmamış; farklı ülkelerde, farklı psikoloji geleneklerinde ve davranışçılığın kendi içindeki tartışmalarda sürmüştür. 1950’lerde bilgi kuramı, bilgisayar çalışmaları, dilbilim ve deneysel psikoloji arasındaki etkileşim, zihinsel süreçleri açık ve sınanabilir modellerle araştırmak için yeni olanaklar oluşturmuştur.
1956 bu kesişmenin simgesel bir yılı, Chomsky’nin 1959 tarihli eleştirisi görünür bir tartışma noktası, Neisser’in 1967 tarihli kitabı ise alanın ortak bir ad ve çerçeve kazanmasında önemli bir aşamadır. Bunların hiçbiri tek başına bilişsel psikolojinin doğum anı değildir. Tarihsel tablo, ani bir değişimden çok farklı araştırma yollarının zaman içinde birbirine yaklaşmasını gösterir.
Kaynaklar
Bartlett, F. C. (1932). Remembering: A study in experimental and social psychology. Cambridge University Press.
Chomsky, N. (1959). Review of B. F. Skinner’s Verbal behavior. Language, 35(1), 26–58. https://doi.org/10.2307/411334
Delmore, T. (2024). Re-charting Tolman’s cognitive maps. Dialogue: Canadian Philosophical Review, 63(3), 447–466. https://doi.org/10.1017/S0012217324000271
Mandler, G. (2002). Origins of the cognitive (r)evolution. Journal of the History of the Behavioral Sciences, 38(4), 339–353. https://doi.org/10.1002/jhbs.10066
Miller, G. A. (1956). The magical number seven, plus or minus two: Some limits on our capacity for processing information. Psychological Review, 63(2), 81–97. https://doi.org/10.1037/h0043158
Miller, G. A. (2003). The cognitive revolution: A historical perspective. Trends in Cognitive Sciences, 7(3), 141–144. https://doi.org/10.1016/S1364-6613(03)00029-9
Neisser, U. (1967). Cognitive psychology. Appleton-Century-Crofts.
Newell, A. ve Simon, H. A. (1956). The logic theory machine: A complex information processing system. IRE Transactions on Information Theory, 2(3), 61–79. https://doi.org/10.1109/TIT.1956.1056797
Tolman, E. C. (1948). Cognitive maps in rats and men. Psychological Review, 55(4), 189–208. https://doi.org/10.1037/h0061626
